<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697</id><updated>2011-07-30T20:14:54.787+03:00</updated><category term='akide'/><category term='İman'/><category term='istiva'/><category term='Kur&apos;an'/><category term='Ehl-i Sünnet'/><category term='öğrenme'/><category term='sakıncalı söz'/><category term='Dinden çıkaran sözler'/><category term='Kitabullah'/><category term='Akait ilmi'/><category term='Beyhaki'/><category term='vehhabiler'/><category term='Kuranıkerim'/><category term='itikat'/><category term='Ehl-i Sünnet itikadı'/><category term='Sakıncalı sözler'/><category term='sıfatlar'/><category term='İlm-i kelam'/><category term='doğru itikat'/><category term='Kur&apos;an-ı kerim'/><category term='arş'/><category term='uyarı'/><category term='öğrenim'/><category term='Tevhid ilmi'/><category term='Elfaz-i küfürler'/><title type='text'>Ehl-i Sünnet Doğrultusunda İslâmi Hakikatler</title><subtitle type='html'>Bu blog sitesine yer verilen İslâmî bilgilerden, maalesef yanlış olarak bilgilenmiş insanların doğru bir şekilde bilgilenmeleri ve belirli bir zaman öncesinden beri ortaya çıkmış yanlış fikirlerin revaç bulmalarını sağlamak isteyen insanlara karşı Ehl-i Sünnet kaynakları doğrultusunda deliller sunularak reddiyede bulunmak suretiyle İslâmî hakikatlerin ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Allâh rısazı için gayret bizden, hidayet ise Yüce Allâh'tandır.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>48</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-2438553829222685003</id><published>2009-06-16T20:53:00.003+03:00</published><updated>2009-06-16T20:53:51.892+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='uyarı'/><title type='text'>Vehhabilik yanlısı "Guraba" yayınevi imam Şafiî'nin sözünü sakıncalı bir şekilde tahrif ediyor (değiştiriyor)</title><content type='html'>&lt;meta equiv="Content-Type" content="text/html; charset=utf-8"&gt;&lt;meta name="ProgId" content="Word.Document"&gt;&lt;meta name="Generator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;meta name="Originator" content="Microsoft Word 11"&gt;&lt;link rel="File-List" href="file:///C:%5CDOKUME%7E1%5Cmedion%5CLOKALE%7E1%5CTemp%5Cmsohtml1%5C01%5Cclip_filelist.xml"&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:worddocument&gt;   &lt;w:view&gt;Normal&lt;/w:View&gt;   &lt;w:zoom&gt;0&lt;/w:Zoom&gt;   &lt;w:hyphenationzone&gt;21&lt;/w:HyphenationZone&gt;   &lt;w:punctuationkerning/&gt;   &lt;w:validateagainstschemas/&gt;   &lt;w:saveifxmlinvalid&gt;false&lt;/w:SaveIfXMLInvalid&gt;   &lt;w:ignoremixedcontent&gt;false&lt;/w:IgnoreMixedContent&gt;   &lt;w:alwaysshowplaceholdertext&gt;false&lt;/w:AlwaysShowPlaceholderText&gt;   &lt;w:compatibility&gt;    &lt;w:breakwrappedtables/&gt;    &lt;w:snaptogridincell/&gt;    &lt;w:wraptextwithpunct/&gt;    &lt;w:useasianbreakrules/&gt;    &lt;w:dontgrowautofit/&gt;   &lt;/w:Compatibility&gt;   &lt;w:browserlevel&gt;MicrosoftInternetExplorer4&lt;/w:BrowserLevel&gt;  &lt;/w:WordDocument&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;!--[if gte mso 9]&gt;&lt;xml&gt;  &lt;w:latentstyles deflockedstate="false" latentstylecount="156"&gt;  &lt;/w:LatentStyles&gt; &lt;/xml&gt;&lt;![endif]--&gt;&lt;style&gt; &lt;!--  /* Style Definitions */  p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal 	{mso-style-parent:""; 	margin:0cm; 	margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:12.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 	{size:595.3pt 841.9pt; 	margin:70.85pt 70.85pt 2.0cm 70.85pt; 	mso-header-margin:35.4pt; 	mso-footer-margin:35.4pt; 	mso-paper-source:0;} div.Section1 	{page:Section1;} --&gt; &lt;/style&gt;&lt;!--[if gte mso 10]&gt; &lt;style&gt;  /* Style Definitions */  table.MsoNormalTable 	{mso-style-name:"Normale Tabelle"; 	mso-tstyle-rowband-size:0; 	mso-tstyle-colband-size:0; 	mso-style-noshow:yes; 	mso-style-parent:""; 	mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; 	mso-para-margin:0cm; 	mso-para-margin-bottom:.0001pt; 	mso-pagination:widow-orphan; 	font-size:10.0pt; 	font-family:"Times New Roman"; 	mso-ansi-language:#0400; 	mso-fareast-language:#0400; 	mso-bidi-language:#0400;} &lt;/style&gt; &lt;![endif]--&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-bottom: 12pt;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;"Guraba" yayınevinin imam Şafiî'nin sözü için yaptığı yanlış çeviriyi belirtmeden önce doğru çeviriyi belirtelim ki aradaki bariz olan fark görülsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;DOĞRU ÇEVİRİ:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İmam Şafiî (radıyallâhu anh) bazı insanlar tarafından Kader hakkında sorulunca şöyle demiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"(Yâ Rabb) Senin dilediğin olur,&lt;br /&gt;Ben dilemesem de.&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;span style="color:red;"&gt;Sen dilememişsen eğer,&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;Olmaz benim dilediğim ..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli bir açıklama: Allâh'ın dilemesi ezeli (başlangıçsız) ve ebedidir (sonsuzdur). Allâh'ın dilemesi kesinlikle değişmez, değişmesi mümkün değildir. Allâh'ın dilediği olur dilemediği ise olmaz. Başka bir ifadeyle Allâh neyin var olmasını dilemişse o kesinlikle olacaktır ve neyin var olmasını dilememişse o kesinlikle olmayacaktır. Bu inancı, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bizzat dile getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim haşa derse ki "Allâh'ın dilemesi değişir" veya "Allâh, var olmasını dilediği şeyi artık var olmasını dilemeyip dilemesini değiştirir" işte o kimse Allâh'a değişikliği isnat ettiği için küfre girer, Dinden çıkar. İşte aşağıdaki sözkonusu olan hata bu hususla alakalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıfat değişikliği, hâdis (yokken varlığa gelmiş) olmaya işaret eden en büyük alamettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eş-şurâ suresinin 11. ayetinde mana olarak geçer ki: "O'nun (Allâh’ın) benzeri hiç bir şey yoktur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehl-i sünnet itikadı olarak malumdur ki Allâh değişmekten münezzehtir, uzaktır, çünkü değişmek mahluk (yaratık) olmanın en belirgin sıfatıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehl-i Sünnet alimler der ki, “Sıfatın hâdis oluşu (yokken varlığa gelmiş olması), böyle bir sıfatla sıfatlanan zatın hâdis oluşunu gerektirir.“ Yani örneğin Allâh’ın iradesi (dilemesi) değişseydi, bu Allâh’ın da değiştiği manasına gelirdi, ki Allâh’ın değişmesi imkansızdır. Dolayısıyla Allâh’ın ne bir sıfatı ne de kendisi kesinlikle değişmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Ebu Hanife (radıyallâhu anhu) bir risalesinde der ki: "Kim Allâh’ın (irade, ilim, kelam-ı zatî, hayat, kudret gibi) sıfatlarının hâdis olduğunu (yokken varlığa geldiğini, yaratık olduğunu) söylerse, bundan şüphe ederse veya bunda duraklara ('Bunlara hâdis de demem, hâdis değildir de demem' derse) küfre girer."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Şafiî'nin yukardaki asıl sözünden altını çizdiğim 3. satırdaki ifadenin, "Guraba" yayınevinin aşağıdaki çevirisinde belirtildiği gibi nasıl tahrif edildiğine bir bakın.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:red;"  &gt;YANLIŞ ÇEVİRİ:&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:black;"  &gt;&lt;br /&gt;Vehhabiler "Dört Mezhep imamının itikadı" adlı kitaplarında güya imam Şafiî'nin Kader inancını tanıtırken şöyle demişlerdir:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:black;"  &gt;&lt;br /&gt;"KADER HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:black;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;l- el-Beyhaki'nin er-Rebi b. Süleyman'dan rivayetinde, kendisine kaderle ilgili sorulan bir soruya Şafiî şöyle karşılık verir:&lt;br /&gt;"Senin dilediğin olmuştur&lt;br /&gt;Ben istemesem bile.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;u&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:red;"  &gt;Dilediğini dilersen yapmazsın...&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:black;"  &gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh bizleri küfürden korusun, bakın ne diyorlar güya imam Şafiî Allâh hakkında demiş ki: " ... &lt;/span&gt;&lt;u&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:red;"  &gt;Dilediğini dilersen yapmazsın..."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:red;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:black;"  &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:black;"  &gt;Yani sapık olan bu vehhabilere göre Allâh &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:black;"  &gt;ezelde (başlangıçsızlıkta) &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;color:black;"  &gt;neyin var olmasını dilemişse, var olmasını dilediği o şeyi dilerse yapmazmış yani onlara göre dilemiş olduğu şeyden dilerse vazgeçermiş. Oysaki böyle inanmak "Tevhid" inancına aykırı olup küfür bir inanıştır. Bir de kalkıp "Tevhid" inancından bahsediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh tüm müslümanları vehhabilerin ve diğer sapıkların şerlerinden korusun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖNEMLİ BİR UYARI:&lt;br /&gt;"GURABA" yayınevi vehhabilerin tüm kitaplarını yayınlamaya çalışan bir yayınevidir. Müslümanlar bu yayınevinin yayınladığı kitaplardan uzak durmalıdırlar.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-2438553829222685003?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/2438553829222685003/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=2438553829222685003' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2438553829222685003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2438553829222685003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2009/06/vehhabilik-yanls-guraba-yaynevi-imam.html' title='Vehhabilik yanlısı &quot;Guraba&quot; yayınevi imam Şafiî&apos;nin sözünü sakıncalı bir şekilde tahrif ediyor (değiştiriyor)'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-2969146281920060508</id><published>2008-11-06T00:44:00.002+02:00</published><updated>2008-11-06T00:46:42.703+02:00</updated><title type='text'>İbn-i Abbâs'ın En-Nûr suresinin 35. âyetinde geçen ve arapçadaki anlamı itibariyle çok anlamlı olan "NÛR" kelimesini "HÂDÎ" olarak tevil etmesi</title><content type='html'>&lt;div style="color: rgb(0, 0, 0);" id="post_message_18096"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Arapça asıllı olan "Nûr" kelimesi, arapçadaki manası itibariyle birçok manaya gelebilir. Türkçe dilinde, bu kelimenin arapçadaki asıl manaları itibariyle gelebileceği manalar normalde kullanılmadığı için, bahiskonusu olan kelimenin geçtiği En-Nûr suresinin 35. âyet-i kerimesine mana verilirken, bir açıklama yapılmadığı taktirde &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;    &lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Allâh Teâlâ ile ilgili olan bu âyet-i kerimeyi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;birçok insan yanlış bir şekilde anlayarak (Allâh'ın haşa bildiğimiz ışık olduğuna inanarak) inancı bozulup Dinden çıkmaya maruz kalır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla En-Nûr suresinin 35. âyet-i kerimesinde geçen:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:Lucida Console;font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 153);"&gt;{&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 153);"&gt;...&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 153);"&gt;اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ}&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;şeklindeki kısmı, şöyle manalandırmak gerekir:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;"Allâh göklerin ve yerin Hidayet edenidir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani Allâh gökteki melekleri ve yeryüzündeki bütün müminleri iman nuruna hidayet edendir (iletendir).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahiskonusu olan âyette geçen "Nûr" kelimesini "Hâdi" yani "Hidayet eden" olarak tevil eden, bizzat İbn-i Abbâs'tır (radıyallâhu anh). Bunu imam Taberi birde imam Beyhaki "El-Esmâu ve's-sıfât" adlı kitabında rivayet etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne var ki böyle bir açıklama yapılmadan hazırlanan birçok meallerde yanlış anlayabilme ihtimalini gözönünde bulundurmadan bu ayete verilen mana: "Allâh yerin ve göğün nurudur ..." şeklinde yazılıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahil bir insan böyle bir ifadeyi okuyup da bundan Allâh'ın haşa bir ışık olduğuna veya Allâh'ın, kendisinden ışık saçan bir şey olduğuna inanırsa, bütün İslâm alimlerin sözbirliği ile Dinden çıkar ve derhal Allâh'ın ışık olmadığına ve kesinlikle herhangi bir cisim (eni, boyu, genişliği, boyutları, ölçüsü olan bir şey) olmadığına inanarak inancını düzeltip kelime-i şehadeti getirmesi gerekir. Allâh bizleri imana zarar verecek tüm bozuk inanışlardan korusun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt;Allâh bilir,&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;font-size:100%;"&gt; bu bozuk inanca düşmüş olan ne kadar insan vardır. Ne mutlu bu bozuk inanca düşenleri uyararak imana dönmelerini sağlayan insanlara. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-2969146281920060508?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/2969146281920060508/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=2969146281920060508' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2969146281920060508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2969146281920060508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/11/ibn-i-abbsn-en-nr-suresinin-35-yetinde.html' title='İbn-i Abbâs&apos;ın En-Nûr suresinin 35. âyetinde geçen ve arapçadaki anlamı itibariyle çok anlamlı olan &quot;NÛR&quot; kelimesini &quot;HÂDÎ&quot; olarak tevil etmesi'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-9067638306584285312</id><published>2008-08-15T02:09:00.001+03:00</published><updated>2008-08-15T02:09:28.653+03:00</updated><title type='text'>Allâh’tan başkasından yardım dilemenin delillere dayandırılarak caiz olduğunun beyanı</title><content type='html'>Alemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd, resüllerin en faziletlisi olan Muhammede, diğer peygamberlere, âline ve pak olan ashabına salât ve selam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El-Fatihah suresindeki sadece sana ibadet ve senden yardım dileriz mealindeki ayette geçen yardım dilenmesi konusunda ilim ehli der ki yani sadece senden yardımı yaratmanı dileriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi müslüman Allâh’tan başkasından yardım dilediğinde, Allâh’ın yaratması olmaksızın başkasının yaratmasıyla yardımın geleceğine inanır ki?! Böyle bir inanca inanan bir müslüman görülmemiştir. Zaten böyle inanan bir kimse vehhabilerin bilmedikleri gibi Allâh’ı bilmemiştir. Allâh’ı bilmeyen kimse ise müslüman değildir. Nitekim imam Gazali: “İbadet ancak Yaratan Mabudu bildikten sonra geçerli olur” demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh’tan başkasından yardım dilemenin bir beisi olmadığına dair rivayeti, ibni Abbas hakkında sabit olan Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Muhakkak ki Allâh’ın hafaza (koruma melekleri) dışında öyle melekleri vardır ki yeryüzünde dolaşırlar, ağaçtan düşen yaprakları yazarlar şu halde sizden birinizin başına geniş bir yerde bir sıkıntı gelirse ’Allâh’ın kulları yardım edin’ diye nida etsin“ mealindeki hadis-i şerifi yeterlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hadisin rivayeti ise Hadis hafızı ibni Hacer tarafından “Âmâlî” adlı kitabında merfu’ olaraktan hasen olarak değerlendirilmiştir. Hadis hafızı el-Heysemî ise: “Bunun ravileri sikadırlar (güvenilirdirler)” demiştir. Beyhakî de bunun rivayetini mevkuf olarak tahric etmiştir. (Bak. Keşfu’l estâr c.4 s.34, Şuabu’l imân c.1 s.445, Mecmau’z-zevâid c.10 s.132 ibni Abbâstan radıyallâhu anhumâ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla ehli sünnet alimleri bu ayet ile hadisler arasında uyum olduğunu bildirmişlerdir. O halde aralarında bir çelişkinin olduğundan söz edilemez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vehhabiler şüpheye sokmaya çalışarak tevessülü haram kılmak için çokca merfu’ olarak rivayet edilen ibni Abbâsın: “Dilersen Allâh’tan dile yardım dilersen de Allâh’tan yardım dile” mealindeki hadisini zikrederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna cevaben şöyle denilir: Bu hadis, Allâh’tan başka kimseden dileme, Allâh’tan başka kimseden yardım dileme gibi anlamlara gelmez. Bundan Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) muradı ise kendisinden bir şeyin dilenmesinde ve yardımın dilenmesinde Allâh daha önceliklidir. Bu hadis, varit olan: “Müminden başka kimseyle müsahabe etme ve yemeğini müttaki(Allâh’tan hakkıyla korkan kişi)’den başka kimse yemesin” mealindeki diğer hadise benzer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hadis, müslüman haricinde kalan bir kimseyle müsahabe etmenin haram olduğunu mu ihtiva eder?!&lt;br /&gt;Bu hadisten, müttaki haricinde kalan kimseye yemek yedirmenin haram olduğu mu anlaşılır?!&lt;br /&gt;Elbetteki hayır. Allâh Teâlâ Kur’anı kerimde El-İnsan suresinin 8. ayetinde bildirdiği gibi, kafir olan esire yemek yedirmeye müsaade etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca şu da bir gerçektir ki istiane (yardım dileme) teveccüh ve tevessülün aynı anlama geldiği arabî lugatı iyi bilen Takiyyuddîn es-Subkî gibi bazı ehli sünnet alimlerimiz tarafından bildirilmiştir. Nitekim Suyutî onun hakkında lugatçilerden olduğunu söylemiştir. Bu mesele ise bellidir. Dolayısıyla Bilal b. Haris el-Muzenî adındaki sahabi, hz. Ömer (radıyallâhu anhu) zamanında meydana gelen kıtlık yılında Allâh’ın Resulünün kabrine gelip şöyle demiştir: “Ya Rasulellâh ümmetin için yağmur dile onlar perişan olmuşlardır.” Bu sahabinin eylemi için tevessül demek de doğrudur istiane (yardım dileme) demek de doğrudur. Zira o Allâh’ın Resulünün kabrine, Allâh’ın Resulünden kendilerini perişan eden o dara düşenleri Allâh’tan yağmur dileyerek kurtarmasını dilemek maksadıyla gitmiştir. Bu hadisi ise Beyhakî sahih bir isnat ile rivayet etmiştir. (Bak. İbni Hacere ait olan Feth’ul barî, c.2 s.495, İbni kesire ait olan El-Bidaye ven-nihaye, c.7 s. 91)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arapçayı bütün incelikleriyle veya bunların çoğunu bilenler maalesef azdır. Türkiyede ismi tanındığı veya tanınmadığı halde yarım arapçasıyla veya arabî sözlerin anlamlarını tam bilmeyerek kitap tercüme edip piyasaya süren kimselerin bulunması bunun bir göstergesidir. Bazılarının tespit ederek Mustafa İslamoğlu diye adlandırılan kimse ile Yaşar Nuri Öztürk gibi insanların tercümelerinde bulmuş olduğu tercüme hatalarını okuyanlar durumu iyi bilirler. Yaşar Nuri Öztürk bir de pr. dr. ünvanı olan birisi. Allâh bizlere Dinî ilimleri sağlam bir şekilde öğrenmiş sika olan hocalardan öğrenmeyi nasip eylesin. Dolayısıyla hangi ilim dali olursa olsun İslâmî bilgiler sika olmayan kimselerden alınamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadisinde iki kişiye karşı uyarı yaparak onların Dinimizden hiçbir şey bildiklerini sanmadığı bildirmiştir. Bu uyarısı ise bir şeyler öğrenmek isteyen insanların onlara giderek bir şey sormamları içindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadis almlerinden olan Muslim rivayet eder ki ibni Sirin (radıyallahu anhu) şöyle demişitr: “Muhakkak ki bu ilim Dindir şu halde Dininizi kimden aldığınıza bakın.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbnu’l Cevzî “Sifetus-safve” (Üstün kimselerin sıfatları) adlı kitabında&lt;br /&gt;İmam Malik (radıyallahu anhu) hakkında şunları söylediğini rivayet eder: “Muhakkak ki bu hadisler Dindir şu halde Dininizi kimden aldığınıza bakın. Vallâhi buraya (Mescid-i nebevîye) yetmiş adam gelip hepsi filan dedi ki Allâh’ın Resulü dedi ki demişlerdir. Ben ise onlardan bir harf dahi almamışımdır, çünkü onlar bu işin adamları değillerdi. Ne zaman ki Muhammed ibnu Şihâb ez-Zuhrî buraya gelince onun kapısı başında kalabalık halinde olduk, çünkü o bu işin adamıydı” Muhammed ibnu Şihâb ez-Zuhrî ise İmam Ebu Hanife’nin de (radıyallahu anhu) hocalarından birisidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh ilmimizi artırsın ve ilmimizle amel etmeyi nasip eylesin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-9067638306584285312?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/9067638306584285312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=9067638306584285312' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/9067638306584285312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/9067638306584285312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/08/allhtan-bakasndan-yardm-dilemenin.html' title='Allâh’tan başkasından yardım dilemenin delillere dayandırılarak caiz olduğunun beyanı'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-8624135179038989970</id><published>2008-08-14T15:26:00.010+03:00</published><updated>2008-10-29T17:40:31.029+02:00</updated><title type='text'>Geçmiş zamanın Mekke-i Mükerreme müftüsü İbni Humeyd en-Necdî kitabında vehhabiliği kuran Muhammed bin AbdulVehhab'ı kötü yanlarıyla tanıtıyor</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_12225"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Vehhabililği kuran Muhammed bin AbdulVehhâb’ın nasıl birisi olduğunu bir de hemşehrisi olan hicri 1295 yılında vefat etmiş Mekke-i Mükerreme müftüsü İbni Humeyd en-Necdî el-Hanbelî’den öğrenelim ki o erkek ve kadın olmak üzere alim olan hanbelileri kitabında serd etmiştir ve dikkate değer önemli tespitlerde bulunmuştur. Böylece Muhammed bin Abdulvehhab’ı savunup da onun aleyhinde söylenen sözlerin iftira olduğunu iddia edenlerin yalan söyledikleri net bir şekilde belli olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni Humeyd en-Necdî “Essuhubu’l-Vabile alâ darâihi’l hanabile” isimli kitabının (Mektebu’l-İmam Ahmed yayınevinin 1989 tarihli baskısı itibariyle) 275-276. sayfalarında önemli bilgilere yer vererek Muhammed bin AbdulVehhâb’ın babası olan Abdulvehhab hakkında övücü ifadelerde bulunuyor. Fakat onun oğlu (Muhammed bin AbdulVehhâb) hakkında bilgi vermeye geçerken onunla babası arasında bir ayrılık olduğundan bahs ediyor ve Muhammed bin AbdulVehhâb’ın davetinin şerrinin dört bir yana yayıldığını ve bu davetinin, babasının ölümünden sonra ortaya çıktığına dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke-i Mükerreme müftüsü İbni Humeyd bu konuya değinerek şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kendisiyle karşılaştığım bazıları bana haber verdi ki ilim ehlinden bazıları, şeyh AbdulVehhâb ile çağdaş olan kimselerden nakletmişlerdir ki şeyh AbdulVehhâb evladı olan Muhammede karşı, geçmişleri ve kaldığı yöndeki insanlar gibi ilim ile meşgul olmaya razı olmadığı için kızgın idi ve onun hakkında feraset yoluyla onda bir durumun meydana geleceğini söylerdi. Dolayısıyla insanlara derdi ki: ‘Sizin Muhammedden göreceğiniz öyle şer olacak ki!’ Allâh da olan şeylerin olacağını takdir etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde onun oğlu olan (AbdulVehhâb’ın oğlu) Süleyman da kardeşi olan şeyh Muhammede daveti hususunda karşı çıkıp ona karşı ayetler ve eserler ile iyi bir reddiyede bulunmuştur. Zira kendisine reddiyede bulunulan Muhammed, bu iki kaynak dışında kalanları kabul etmezdi ve kim olursa olsun ne mütekaddim olan (geçmiş klasik olan alim) ne de müteahhir olan (sonraki gelen alim) hiç bir alimin sözüne de aldırmazdı şeyh Takiyyuddin ibni Teymiye ve öğrencisi ibni’l Kayyim el-Cevziyye müstesna. Dolayısıyla bu iksinin sözlerini tevili mümkün olmayan bir nassmışcasına kabul ederek bu ikisin sözleri anlaşılmayacak üzere olsa da onlarla insaların üzerine atılırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Süleyman kardeşine karşı olan reddiyesine “Faslu’l-hitâb fir-raddi alâ Muhammed ibni AbdulVehhâb” adını vermiştir. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Ortalığı korkutan o korkunç saldırılar bulunduğu halde, &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Allâh Süleymanı, onun -yani kardeşi olan Muhammed bin AbdulVehhâb’ın- şerrinden ve tuzağından selamette kılmıştır . Öyle ki bir kimse Muhammede karşı tavır alıp reddiyede bulunsaydı ve Muhammedin de onu aşıkar olarak katletmeye gücü yetmeseydi ona suikast yapılması için geceleyin yatağında veya çarşıda öldürecek birilerini gönderirdi &lt;u&gt;kendisine muhalefet edenleri tekfir etmesi ve onların katlini helal kılmasından dolayı&lt;/u&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca denildi ki bir beldede bulunan bir deli vardı ve adetindendir ki kendisiyle yüzleşen kimseye silahla da olsa vurar (saldırır). Dolayısıyla Muhammed ona bir kılıcın verilmesini ve kardeşi şeyh Süleymanın yanına Camide yalnızken girmesinin sağlanmasını emretmiştir. Bunun üzerine delinin Camiye girmesi sağlanmıştır. Böylece şeyh Süleyman onu gördüğünde ondan korktu deli ise kılıcı elinden attı ve şöyle söyler oldu: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;’&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Ey Süleyman korkma sen emniyet altına alınanlardansın.’ Şüphe yoktur ki bu kerametlerdendir. Zikrolunan Süleymanın arkasında da erdemli, takva sahibi ve neciblerden olan zamanında son derece vera sahibi olan öyle ki hakkında asrın en vera sahibi olduğu söylenen AbdulAziz vardı...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu hakkında oldukça önemli bilgilerin yer aldığı arapça olarak yazılmış kitabı kendi gözleriyle görüp okumak isteyenler, kitabı tam şekliyle şu linkten indirip yukardaki yazıda belirtilmiş sayfalara bakarak okuyabilirler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Simplified Arabic;"&gt;&lt;span style="color:#800000;"&gt;&lt;a href="http://www.muslems.net/vb/uploaded/1731_1222915027.rar" target="_blank"&gt;http://www.muslems.net/vb/uploaded/1731_1222915027.rar&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-8624135179038989970?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/8624135179038989970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=8624135179038989970' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/8624135179038989970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/8624135179038989970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/08/gemi-zamann-mekke-i-mkerreme-mfts-ibni.html' title='Geçmiş zamanın Mekke-i Mükerreme müftüsü İbni Humeyd en-Necdî kitabında vehhabiliği kuran Muhammed bin AbdulVehhab&apos;ı kötü yanlarıyla tanıtıyor'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-8874484973395075639</id><published>2008-07-29T13:36:00.001+03:00</published><updated>2008-07-29T13:38:36.965+03:00</updated><title type='text'>Sarf ve Nahiv (arapça dilbilgisi kuralları) ilmi hakkında önemli bir fetva</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;Sarf ile nahiv ilmi hakkında bir alim şöyle bir manzume demiştir: &lt;/span&gt;      &lt;div style="color: rgb(0, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;النَّحْوُ وَالصَّرْفُ كِلاَهُمَا شُرِطْ * * * لِقَارِىءِ الْحَدِيثِ خَشْيَةَ الْغَلَطْ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;  &lt;div style="color: rgb(0, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;لَكِنَّ هَذَا فِي السَّلِيقِيِّ سَقَطْ * * * لأَمْنِهِ مِنَ الْوُقُوعِ فِي الْغَلَطْ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;Manası: Yanlışa düşme endişesi bulunduğu için hadis okuyacak kimse için, sarf ve nahv'in her ikisi şarttır. Ancak bu durum, yanlışa düşmeyeceğinden emin olduğu için seliki olan kimseden (arapçayı konuşmasında düzgünce kullanan kimseden) düşer. (yani böyle birisi, arapçayı düzgün kullandığı için hadis okuyabilir)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;Nahiv ilmi, sahabe günlerinde yoktu. Etraflıca şerh edilmiş değildi. Sahabe’nin nahve ihtiyaçları yoktu. Çünkü onların konuşma dili, nahiv dersi görmeksizin nahve uygundur. Sahabeden ummi olanların (okuma-yazma bilmeyenlerin) kendi dillerindeki telaffuzları, nahvi öğrenmeden nahve uygundu. Onların doğal bir özellik olarak sözleri nahve uygundu. Daha sonra araplar, arap olmayanların içine karışınca dil değişti ve arap ile başka müslümanların ağızlarından çıkan yanlışlar yaygın hale geldi. Nahvi öğrenmek de artık farz-ı kifaye oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadis okuyana gelince, onun nahvi bilmesi farz-ı ayndır. Çünkü o nahvi bilmeyip de Peygamberin (aleyhisselâm) hadislerinden bir hadisi bir kitaptan okumak isterse o zaman olabilir ki onu hadisin manasını bozacak şekilde, hadisin manasını değiştirecek şekilde okur. Böylece de Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında yalan olur.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;Nahvi öğrenmemiş bir kimsenin hadis okuması caiz değildir. Ancak harfleri ve ötre, üstün, esre ve sükun işaretleri zabt edilmiş olan (düzgünce yazılı olan) bir kitap bulursa o zaman okuyabilir. Bu kitabı zapt etmiş olanın da alim, sika (güvenilir) olması gerekir. İşte hadis kitaplarından olan böyle bir kitabı elde ederse o zaman okuması caiz olur ve diyebilir ki, Allâh’ın resulü şöyle ve şöyle buyurmuştur. Zira arapça dilinde bir kelime manalara göre ötreli, üstünlü ve mecrur (esreli) olur. Bu arapça dili haricinde yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Not: Bu bilgiler, zamanın muhaddisi ve allamesi olan üstad Abdullâh el-Hararî'nin fetvalarından alınmıştır.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-8874484973395075639?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/8874484973395075639/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=8874484973395075639' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/8874484973395075639'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/8874484973395075639'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/sarf-ve-nahiv-arapa-dilbilgisi-kurallar.html' title='Sarf ve Nahiv (arapça dilbilgisi kuralları) ilmi hakkında önemli bir fetva'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-5187590017090890054</id><published>2008-07-20T23:06:00.000+03:00</published><updated>2008-07-20T23:07:04.922+03:00</updated><title type='text'>"Tenviru'l-mikbâs min tefsiri ibni Abbâs" kitabı Abdullâh ibnu Abbâs'a ait değildir</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: arial;" id="post_message_6996"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bazı insanlar "Tenviru'l-mikbâs min tefsiri ibni Abbâs" kitabının Abdullâh &lt;span class="highlight"&gt;ibnu&lt;/span&gt; Abbâs'a ait olduğunu zannederler, bazıları da ait olup olmadığından şüphe ederler. Oysaki bu kitabın ona ait olmadığı ortadadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu kitapta silsile-i kezib (yalan içerikli rivayet zinciri) vardır. Silsile-i kezib; es-Suddî'nin el-Kelibî'den, el-Kelibî'nin de Ebu Sâlih'ten rivayet edişidir. Dolayısıyla Allâh'ın arşa istivasını haşa arşa kurulmakla tefsir etmiş diye Abdullâh &lt;span class="highlight"&gt;ibnu&lt;/span&gt; Abbâs'a isnad edilen rivayet bir yalandır. İmam Beyhakî "El-Esmâu ve's-sıfât" isimli kitabının 413. sayfasında, bahiskonusu olan rivayetin münker (karşı çıkılacak kötü) bir rivayet olduğunu söyler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dolayısıyla "Tenviru'l-mikbâs min tefsiri ibni Abbâs" isimli kitaba karşı uyarmak farzdır, çünkü bu kitabın İbni Abbâs'a ait olduğu, onun hakkında bir yalandır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kaynak:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Şam diyarının muhaddisi allame Abdullâh el-Harari Hocaefendiye ait "Makalâtu's-sunniyyetu fi keşfi dalalat Ahmed ibni Teymiye" (Ahmed ibni Teymiyenin dalaletlerini keşfetme hususunda sünni makaleler) kitabı, Daru'l-Meşârî', 5.baskı, s. 180&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-5187590017090890054?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/5187590017090890054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=5187590017090890054' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/5187590017090890054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/5187590017090890054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/tenvirul-mikbs-min-tefsiri-ibni-abbs.html' title='&quot;Tenviru&apos;l-mikbâs min tefsiri ibni Abbâs&quot; kitabı Abdullâh ibnu Abbâs&apos;a ait değildir'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-7445034183111053042</id><published>2008-07-20T22:47:00.000+03:00</published><updated>2008-07-20T22:48:24.976+03:00</updated><title type='text'>Bazı Mevlit kitaplarında geçen Dine aykırı ifadelere karşı bir uyarı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Peygamber Efendimizi (sallallâhu aleyhi ve sellem) methedecek sözler söylemek, içinde sınırı aşacak aşırıya kaçan şeyler yoksa caizdir. Bazı insanların methedecek sözler esnasında kötü sözler sokmalarına gelince işte bu yaptıkları Şeriate aykırı olup kötülenecek bir şeydir. Adı “Mevlidu Ebi’l-Vefâ” olan bir kitap vardır ki içinde Dine aykırı olan şöyle bir ifade geçiyor: “Allâh Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;ammedi kadîm (ezeli, başlangıçsız) olan nurdan yaratmıştır” Bu ifadenin zahiri şudur ki haşa “Allâh Teâlâ’nın zatı nurdur yanı ışıktır ve Allâh Teâlâ bu nurdan bir parça koparmış ve o parçayı Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;ammed kılmıştır” Bu kimseler İslâmdan çıkmışlardır. “Mevlidu’l-arûs” adlı kitapta da bu bozuk söz yer almaktadır. Bu kitapta (iftira atılarak) Ka’bul-ehbârdan söz edilir ki şöyle demiş: “Allâh nurundan bir parça alıp ona Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;ammed ol demiş o da Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;ammed oluvermiş.” Bunu söyleyen kimse de İslâmdan çıkmıştır. O halde Allâh Teâlâ ışık değildir ışığa da benzemez, parçalanmaz, Onun hakkında parçalanmak ve bölünmek imkansızdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dinde sınırı aşarak aşırıya kaçmayı Allâh Teâlâ kötülemiştir. Peygamber Efendimiz de (sallallâhu aleyhi ve sellem) mealen şöyle buyurmuştur: &lt;b&gt;“Beni mevkimden daha yukarıya yükseltmeyin”&lt;/b&gt; Allâh’ın Resulü, Allâh tarafından üzerinde kılınmış mevkinden daha yukarıya çıkarılmayı sevmez. Ama bu kimselerin iddialarına göre o buna razıymış. Halbuki bu Allâh’ın Resulünün (sallallâhu aleyhi ve sellem) bildirmiş olduğu şeye terstir. Bilin ki Allâh size rahmet eylesin Peygamber Efendimize (sallallâhu aleyhi ve sellem) &lt;span class="highlight"&gt;salavat&lt;/span&gt; getirmenin ve onu methetmenin üstünlüğü olduğu halde yine de Din ilmiyle uğraşmak daha faziletlidir. Bunun delili ise Allâh’ın Resulünün Ebu Zerr’e söylediği: &lt;b&gt;“Ey Ebâ Zerr gidip de Allâh’ın kitabından bir ayeti öğrenmen senin için yüz rekat (nafile) namaz kılmandan daha hayırlıdır ve gidip de ilim bölümünden bir bölümü öğrenmen senin için bin rekat namaz kılmandan daha hayırlıdır.”&lt;/b&gt; mealindeki sözdür. Hadis hafızı en-Nevevî eş-Şafiî şöyle demiştir: “İlimle uğraşmak değerli vakitlerin harcandığı en üstün şeydir” Dolayısıyla ilim, İslâm hayatıdır. İlim, Vehhabiler olsun dalalet üzerindeki başkaları olsun bozukluk çıkaranların şüphelerini bertaraf edebilmek için bir silahtır. İlim silahıyla silahlanmamış bir adam, her nekadar ibadetle meşgul olsa da ve her ne kadar zikirle meşgul olsa da o mahvolmaya maruzdur. O halde Din ilmini öğrenmelisiniz ve ahiretiniz için amel etmelisiniz. Dünya ahirete ihtiyaç kalmamasını sağlamaz. Ölümden, kazılacak kabre gömülmeden önce hayatınızdan yararlanın. Allâh kime hayrı murad etmişse ona katışıksız doğru olan Dini bilgileri öğrenmeyi nasip eder ve onu azimli kılar. Ama Din ilmine ehemmiyet göstermeyen kimse birçok hayırdan yoksun kalır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-7445034183111053042?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/7445034183111053042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=7445034183111053042' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/7445034183111053042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/7445034183111053042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/baz-mevlit-kitaplarnda-geen-dine-aykr.html' title='Bazı Mevlit kitaplarında geçen Dine aykırı ifadelere karşı bir uyarı'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-5082347844364878112</id><published>2008-07-20T22:44:00.005+03:00</published><updated>2008-07-20T23:24:56.412+03:00</updated><title type='text'>Salavât getirmek istenildiği zaman nasıl sevap kazanılabileceğine dair dikkate alınması gereken hususlar</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;Peygamber Efendimize (sallallâhu aleyhi ve sellem) salavat getirmenin fazileti hakkında bir çok hadis vardır. Fakat bu fazilete ulaşmak için dikkat edilmesi gereken hususlar vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evvela "Allâhumme.." derken lafzı celale Allâh isminde geçen lam iki hareke uzatılmalıdır. Yani salavat getiriken veya başka bir durumda iken lam harfini uzatmadan "All&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;a&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;h" demek, yanlıştır, haramdır. Ne zaman Allâh diyeceksek buna dikkat etmemeiz gerekir, sadece salavat getirirken değil. Dikkatınızı çekerim ki Allâh diye yazdığımda uzatılan bir harf vurgulansın diye "â" harfini uzatmalı olarak yazmayı eksiltmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra "...salli... " derken sonundaki "i" harfini uzatmak yanlıştır ve haramdır. Yani "salliii" demek yanlıştır. Bu yapılmaması gereken uzatmayı yaparak kişi sözde salavat getirdiği zaman iyilikleri yazan melek, bu kişinin ömründe bir defa bile salavat getirdiğini yazmaz. Çünkü bu kişi geçerli olmayacak bir şekilde söylemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef Türkiyede bu hataya düşen çok sayıda insan vardır.  Bu yanlış tarzda söylenen şekil, &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;özellikle &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;bayram günlerinde duyulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla onları uyarmak gerekir. Bir de şu var ki "..salliiii" diyerek uzatma yapıldığında Allâh'a yakışmayan bir mana çıkar ortaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra "...Mu&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;ammedin..." derken Peygamber Efendimizin Aleyhisselam Mu&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;ammed isminde geçen boğazdan çıkan harfi olduğu gibi söylemek gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;ammed isminde geçen şeddeli olan "mim" harfi, iki hareke kadar ğunne[1] ile söylenmelidir ki sevap kazanılabilinsin. Yani "... Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;a&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;u&gt;mm&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;edin..." derken şeddeli mim harfi ğunnesiz olarak söylenirse böyle söyleyen bir kimse sevap kazanmaz. Böyle demiştir bazı alimlerimiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Ğunne, genizden çıkan bir sestir. Tecvid hükümleri öğrenildiği zaman ğunne meselesi, öğrenilen hususlar arasında yer alır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-5082347844364878112?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/5082347844364878112/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=5082347844364878112' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/5082347844364878112'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/5082347844364878112'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/salavat-getirmek-istendii-zaman-nasl.html' title='Salavât getirmek istenildiği zaman nasıl sevap kazanılabileceğine dair dikkate alınması gereken hususlar'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-8251001341823729584</id><published>2008-07-17T23:52:00.002+03:00</published><updated>2008-07-20T23:21:05.720+03:00</updated><title type='text'>Büyük olan bazı Alimlerin akaitle (inancın temelleri) ilgili sözleri</title><content type='html'>&lt;div style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: arial;" id="post_message_14912"&gt;1- Muhaddis Şeyh Abdullâh el-Hararî (radıyallâhu anhu) şöyle demiştir: "Kime dünya zenginliği verilip de iman verilmemişse sanki ona hiçbir şey verilmemiş gibidir. Fakat kime iman verilip de dünya zenginliği verilmemişse o da sanki hiçbir şeyden yoksun bırakılmamış gibidir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- Hanefi mezhepli şeyh Abdulğaniy Nablusî şöyle demiştir: "Kim Allâh’ın gökleri ve yeri doldurduğuna veya arşın üstünde oturan bir cisim olduğuna inanırsa, Müslüman olduğunu iddia etse dahi kâfirdir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Hanefi mezhebinin ileriye gelmiş büyük alimlerinden olan İmam Ebu Bekir el-Cessas "Şerhu Bed’ul-âmâli" (Bed’ul-âmâli şerhi) isimli kitabında küfre düşüren sözleri ele alırken şöyle demiştir: "...veya bir kimse "Allâh altı yöndedir" derse veya bir kimse "Allâh heryerde bulunuyor" derse..." İmam Ebu Bekir el-Cessas hicri 4. asrın sonlarında vefat etmiş bir zattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4- Hanbeli mezhepli Fakih Bedruddîn bin Belbân "Muhtasaru’l ifâdât" isimli kitabında şöyle demiştir: "Kim Allâh’ın her yerde bulunduğuna veya bir yerde bulunduğuna inanırsa kâfirdir." Bedruddîn ibnu Belbân olarak bilinen bu zat Şam ehlinden olup Hicri 11. asrın başlarında yaşamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5- İmam Ahmed bin Hanbel ve İmam Malik’in öğrencisi olan İmam Zunnûn el-Mısrî (radıyallâhu anhuma) şöyle demiştir: "Her ne kadar aklında hayal etsen de Allâh öyle değildir." Allâh akılda hayal edilebilecek bir şey değildir. Akılda hayal edilebilen şey yaratılmış bir şeydir. Dolayısıyla Allâh cisimden (vücuttan), mekandan, yönden, şekilden, suretten, oturmaktan, değişmekten, yerleşmekten ve uzuvlardan münezzehtir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6- İmam Alî (radıyallâhu anhu) şöyle demiştir: "Bu ümmetten bir topluluk kıyametin yakınlaştığı bir devirde kâfir olarak (imandan) dönecektir." Adamın birisi kendisine "Ey müminlerin emiri! onların küfre girmeleri hangi sebeple olacaktır ? Kötü bir bidat ortaya getirmekle mi yoksa inkar etmekle mi?" diye sorunca cevaben "İnkâr etmekle olacaktır, onlar yaratıcılarını inkâr ederek O’nu cisim ve uzuvlarla vasıflandıracaklardır (nitelendireceklerdir)." demiştir. Bu söz, İbni Muallim el-Kuraşîye ait el yazması olan “Necmu’l muhtedî” isimli kitabın 588. sayfasında geçmektedir. (Bu el yazması kitap paristeki milli kütüphanede bulunmaktadır)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7- İmam Zeynulabidin Ali bin Hüseyin (radıyallâhu anhuma) seccâdiyye sayfasında şöyle demiştir: "Seni noksanlıklardan tenzih ederim. Sen Allâh'sın. Senden başka bir İlâh yoktur. Seni mekân kuşatmaz. Sen hissedilmez ve dokunulmazsın" Bunu, hadis hafızı Hanefi mezhepli Muhammed Murteda ez-Zebidî "İthâfus-sâdeti'l muttekîn" isimli kitabında kendisinden Zeynulabidin'e kadar dayanan kopuk olmayan bir isnatla rivayet etmiştir. Bu sözün manası şöyledir: Allâh mekânsız ve yönsüz olarak vardır. Bu ise bütün müslümanların inancıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8- "Kim Allâh'ın arşın üstünde oturduğuna inanırsa o kâfirdir." Bu sözün İmam Şafiî'ye (radıyallâhu anhu) ait olduğunu İbnu Muallim el-Kuraşîn’in "Necmu’l muhtedî" isimli el yazması kitabının 551. sayfasında bildirildiği gibi Kadı Hüseyin söylemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9- İmam Ebu Hanîfe (radıyallahu anhu) Kelâm ilmi hakkındaki bir risalesinde şöyle demiştir: "Yaratan yaratıklarına nasıl benzeyebilir!?." Bu demektir ki aklen de naklen de yaratanın yaratıklarına benzemesi mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10- İmam Malik (radıyallâhu anhu) hakkında kuvvetli ve ceyyid olan bir isnat ile tesbit edildiğine göre şöyle demiştir: "(Allâh) kendisini vasıflandırdığı gibi istiva etmiştir ve nasıl denilemez; nasıllık O'nun hakkında söz konusu olamaz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11- İmam Alî (radıyallâhu anhu ve kerrame vechehu) şöyle demiştir: "Muhakkak ki Allâh arşı kudretinin büyüklüğünü göstermek için yaratmıştır ve onu kendisine mekân edinmemiştir." Bunu muhaddis (hadis alimi), fakih, lügatçi Ebu Mansur et-Temimî "Tebsira" isimli kitabında rivayet etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12- Zühüt sahibi imam şeyh Ahmed er-Rifâî (radiyallâhu anhu) şöyle demiştir: "Allâh’ı bilmek yönünden kulun ulaşabileceği en uç nokta, O'nun keyfiyetsiz (nasıllık, biçim olmaksızın) ve mekânsız olarak var olduğunu kesin olarak bilmektir." &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-8251001341823729584?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/8251001341823729584/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=8251001341823729584' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/8251001341823729584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/8251001341823729584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/byk-olan-baz-alimlerin-akaitle-inancn_17.html' title='Büyük olan bazı Alimlerin akaitle (inancın temelleri) ilgili sözleri'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-7514598092093048231</id><published>2008-07-17T13:56:00.002+03:00</published><updated>2008-07-17T13:58:39.681+03:00</updated><title type='text'>İlimsiz fetva vermenin, ahkam kesmenin hükmüne dair</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hadis hafızı İbn-i Asakirin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte mealen şöyle geçmektedir: "Kim ilimsiz fetva verirse göğün ve yerin melekleri ona lanet eder."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir başka hadis-i şerifte ise mealen şöyle geçmektedir: "Kim ilimsiz fetva verirse Allâh'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine olsun."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İmam Ahmedin rivayet ettiğine göre imam Şafiî, Malikten naklen Muhammed ibnu Aclân'ın (radıyallâhu anhum) şöyle dediğini söylemiştir: "Alim 'Bilmiyorum' demeye dikkat etmezse böylece öldürücü taraflarına isabet etmiş olur." Yani bilmediğinde buna rağmen bilmiyorum demiyen insanı, öldürücü taraflarından vurulan insana benzetmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şafiî alimlerinden olan Şeyhu'l-İslâm Zekeriyya el-Ensari der ki: "Teşri' ile ilgili hususlarda (Allâh'ın Dini adına şu haramdır, şunun hükmü şöyledir diye hüküm vermekle ilgili hususlarda) ilimsiz olarak fetva veren ya küfre girer yada büyük günaha."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O halde kim müçtehit ise kendi içtihadına göre fetva verir. Müçtehit olmayan bir kişiye gelince; böyle birisi, ilgili hususla alakalı söz söylemiş müçtehit olan bir imamın fetvasına dayanmadıkça veya o imamın mezhebinin ashabı tarafından (o mezhebe bağlı ilk derecede gelen büyük alimler tarafından) bizzat o imamın sözünden çıkarılarak verilen hükme dayanmadıkça fetva veremez.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-7514598092093048231?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/7514598092093048231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=7514598092093048231' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/7514598092093048231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/7514598092093048231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/ilimsiz-fetva-vermenin-ahkam-kesmenin_17.html' title='İlimsiz fetva vermenin, ahkam kesmenin hükmüne dair'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-5505405603644029487</id><published>2008-07-17T02:19:00.003+03:00</published><updated>2008-07-21T05:17:58.620+03:00</updated><title type='text'>Seçilecek arkadaş nasıl olmalıdır?</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Arkadaşlık eden kişi, insanı birçok yönden etkileyebildiği için müslümanın, kiminle arkadaşlık ettiğine çok dikkat etmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu önemli bi konu olduğu için, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu hususta dikkat edilmesi gerektiğini bazı hadis-i şeriflerinde vurgulamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hususla ilgili bazı hadis-i şerifler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadis-i şerif meali: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Kişi arkadaşının adeti üzerindedir, o halde kiminle arkadaşlık edileceğine bakın"&lt;/span&gt; Yani kendinize, sizlere Dini veya dünyevi hususlarda (geçinmek için veya faydalı olan dünyevi bilgileri öğrenmek için) faydalı olacak kimseleri arkadaş olarak seçin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir hadis-i şerif meali: &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Arkadaş &lt;/span&gt;(belirli bir yöne)&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; çeken birisidir, ya Cennete yada Cehenneme"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-family:Arial;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Öyle gençler vardır ki kötü alışkanlıkları yokken kötü alışkanlığı olan kişilerle arkadaşlık etmesi yüzünden (bu durum, kötü sıfatları olan bir kişiyle dahi arkadaşlık ederek de mümkündür) değişerek o kötü alışkanlıkları olan kişiler gibi kötü işlere başlamışlardır ve o işlere devam eder olmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela bazı gençler daha önce ağzına bir damla içki bile almamışken kötü arkadaşların ısrar etmesi sebebiyle ikna olup içki içmeye ilk adımı atmıştır ve bununla da kalmayıp içki içmeye devam eder olmuşlardır. Sebep ise o kötü arkadaşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla bu konuda Anneler ile Babalar evlatlarını aydınlatıp o kötü arkadaşlara karşı devamlı uyarmalıdırlar ve öyle arkadaşları var mı yok mu diye araştırmaları gerekir ki öyle bir arkadaşı olduğunu öğrendikleri takdirde evlatlarını o kötü arkadaştan koparabilsinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu görevi ihmal eden ebeveyn, bu ihmalkarlığın kötü neticesini uzun yıllar boyunca belki de bütün ömür boyunca çeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın Allâh'tan hakkıyla korkan bir insanla arkadaşlık etmesinin çok faydası vardır. Mesela böyle bir kişiyle arkadaş olan günahkar bir insan hata ettiğinde o hayırlı arkadaş onu (Allâh için sevmesi icabı olarak) uyarır ve düzeltmeye çalışır çünkü &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;"Mümin, mümin kardeşinin aynasıdır" &lt;/span&gt;mealindeki hadise göre amel etmeye çalışır ve hatta kendisi gibi onun da Allâh'tan hakkıyla korkmasına vesile olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca takva sahibi olan (bütün farzları yerine getirip bütün haramlardan kaçınan) bir insanla arkadaşlık etmenin bir faydası da şudur ki onunla arkadaş olan günahkar bir müslüman olabilir ki, dünyada öyle bir insanla (takva sahibi insanla) arkadaşlık etti diye Kıyamet gününde af edilebilir, bu mümkündür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-5505405603644029487?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/5505405603644029487/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=5505405603644029487' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/5505405603644029487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/5505405603644029487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/seilecek-arkada-nasl-olmaldr.html' title='Seçilecek arkadaş nasıl olmalıdır?'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-281926217532023709</id><published>2008-07-17T02:17:00.001+03:00</published><updated>2008-07-17T23:53:51.805+03:00</updated><title type='text'>Kutlu Doğum münasebetiyle Almanyada meydana gelen ilginç bir olay ve bir müslümanın Mevlid ile ilgili rüyası</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Arial;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Almanyada bir kaç yıl öncesi, müslüman birisi gayr-i müslim olan hiristiyan komşusuna Mevlid kandili münasebetiyle bir gül hediye eder. O komşunun dikkatini çeken bir durum olur o da bu Gülün verilen Mevlid gününden beri, uzun zaman boyunca değişmemiş halde kalmasıdır. Bu olayın ilginç olması sebebiyle olay, bir haber proğramında çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İslâmi bir ülkede yaşayan bir müslüman, rüyasında Peygamber Efendimizi (sallallâhu aleyhi ve sellem) görüp kendisinden mealen "Beni seven benim doğumum münasebetiyle kutlama yapar" dediğini duymuştur.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-281926217532023709?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/281926217532023709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=281926217532023709' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/281926217532023709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/281926217532023709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/kutlu-doum-mnasebetiyle-almanyada.html' title='Kutlu Doğum münasebetiyle Almanyada meydana gelen ilginç bir olay ve bir müslümanın Mevlid ile ilgili rüyası'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-5387373587407668946</id><published>2008-07-17T02:15:00.002+03:00</published><updated>2008-07-17T23:56:05.592+03:00</updated><title type='text'>"İtikatta İtimad" risalesinin bir kısmı (Hanefi bir alim tarafından yazılmış Ehl-i Sünnet Akidesi Hakkında yazılan Risalenin bir kısmı)</title><content type='html'>&lt;div style="color: rgb(0, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;Trabluslu hanefî mezhepli hicrî 1305 senesinde vefât eden&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style=""&gt;Ebu'l‑Me&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;âsin Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;ammed el‑&lt;u&gt;K&lt;/u&gt;âvûkcî (Kavukcu)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt;‘İtikatta İtimad (güvence)’&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=""&gt; adlı kitabında&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style=""&gt;şöyle demiştir:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Bil ki! Eğer birisi sana: “Kime ibâdet ediyorsun?” diye sorarsa, ona de ki: “Kendisinden başka İlâh olmayan, yeryüzünde ve gökte yer tutmayan Allâh’a ibâdet ediyorum. O mekândan ve zamandan önce vardı şimdi de olduğu gibidir.”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-size:100%;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Eğer sana: “Allâh nedir?“ diye sorarsa, ona de ki: “Eğer ismi hakkında sorarsan! Allâh Ra&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;mân ve Ra&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;îm’dir, O’nun güzel isimleri vardır. Ve Sıfatları hakkında sorarsan! O’nun Hayatı zatiyyendir ezelîdir, İlmi her şeyi kuşatmıştır, Kudreti kâmildir, Hikmeti açıktır. Görmesi ve İşitmesi de herşeyi kuşatmıştır. Eğer Fiili hakkında sorarsan! O mahlukatı yaratıp herşeyi yerli yerince kılmıştır. Eğer Zatı hakkında sorarsan! O cisim de değildir araz da değildir birleşik de değildir ve her ne aklına gelmişse Allâh öyle değildir. O’nun Zatı mevcuttur ve Mevcudiyeti zorunludur. O doğmamıştır ve doğurmamıştır. O’nun benzerinde hiçkimse yoktur, hiçbir şey O’nun benzeri gibi değildir. O Gören ve İşitendir. ‘Sıfatlarla vasıflanan Zata ibadet ediyorum’ diyen kimse kurtulacak mümindir.”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Eğer sana: “Allâh’ın var olduğuna delilin nedir?” diye sorarsa, ona de ki: “Gezegenleri ve felekleri ile bu semâ (gök), nehirleri ve suları ile bu yeryüzü, türlü türlü ağaçları ve meyveleri ile bu nebâtler (bitkiler) ve birbirinden farklı şekilleri ve eylemleri ile bu hayvanlar. İşte bunların hepsi bunları Yaratana ve O’nun Vahdaniyeti’ne Ezeliyeti’ne ve Kudreti’ne delâlet (işaret) etmektedir.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Eğer sana: “Allâh nerededir?” sorarsa, ona de ki: “Zatı ile değil, İlmi ile her birinden haberdardır ve Kudreti ile her birinden üstündür. Her şeyde sıfatlarının eserleriyle zâhirdir ve Zatı’nın hakikatiyle bâtındır, yani kişinin O’nu kendinde tasavvur etmesi mümkün değildir. O yön ve cisimlikten münezzehtir. O hâlde O’nun sağı, solu, arkası ve önü olduğu veya Arş’ın üstünde, altında, sağında ya da solunda olduğu veya kâinatın içerisinde ya da onun haricinde olduğu denilemez. Şöyle de denilemez: ‘O’nun mekânını O’ndan başkası bilmez.’ ”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;         &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Kim şöyle derse: “Allâh gökte mi yoksa yerde mi bulunuyor, bilmiyorum!” o küfre girmiş olur. Çünkü bunlardan birini, O’na (Allâh’a) mekân olarak kılmış olur. Bunun üzerine sana: ‘Buna dair delilin nedir?’ diye sorarsa, ona de ki: “Zira bir yönü olmuş veya bir yönde bulunmuş olsa, bir mekânı kaplamış olur. Mekânı kaplayan her şey ise hâdistir (yokken var olmuştur). Hâdislik ise O’nun hakkında imkânsızdır.”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-5387373587407668946?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/5387373587407668946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=5387373587407668946' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/5387373587407668946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/5387373587407668946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/itikatta-itimad-risalesinin-bir-ksm.html' title='&quot;İtikatta İtimad&quot; risalesinin bir kısmı (Hanefi bir alim tarafından yazılmış Ehl-i Sünnet Akidesi Hakkında yazılan Risalenin bir kısmı)'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-1537813047418338803</id><published>2008-07-17T02:11:00.002+03:00</published><updated>2008-07-17T23:55:12.809+03:00</updated><title type='text'>Kızgınlığın kötü neticesine dair</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);" &gt;Kızgınlığı terk etmek için, ölümü hatırlamak faydalıdır. Ayrıca kızgınlık yüzünden meydana gelebilecek kötü sonuçları da düşünmek faydalıdır. Yani bir insan kızgınlıkta kendine hakim olmazsa, karşı tarafa söyleyeceği kötü sözler sebebiyle düşmanlık meydana gelebilir, akraba arasında kopukluk meydana gelebilir ve hatta karı-koca arasının açılmasına yol açabilir. Ayrıca kızgın olan kişi, karşı tarafa zarar verim derken kendi zarar görebilir. Öyle ki hastanelik olacak şekilde bile zarar görebilir ve hatta ölümle de sonuçlanabilir. Karşı tarafa zarar vermeye çalışmak için yapılan bazı durumlar sebebiyle intikam almak isteyen kişide rahatsızlık ölünceye kadar kalabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat insan baştan düşünerek meydana gelebilecek şeylerin sonucunu aklına getirirse işin içinden salim olarak çıkar. Hem günaha girmemiş olur hemde sağlığına sahip çıkmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızgın iken kendine hakim olmayanlar ise ya küfre ya büyük günaha yada küçük günaha düşebilirler. Bazıları da bununla kalmayıp sağlık bakımından da bazı sorunlar yaşayabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimize (sallallâhu aleyhi ve sellem) adamın birisi "Yâ Resulellâh bana tavsiyede bulun" dediğinde Peygamber Efendimiz mealen: &lt;b&gt;"Öfkelenme"&lt;/b&gt; demiştir. Adam yine "Bana tavsiyede bulun" dediğinde Peygamber Efendimiz yine mealen &lt;b&gt;"Öfkelenme"&lt;/b&gt; demiştir. Adam yine "Bana tavsiyede bulun" dediğinde Peygamber Efendimiz yine mealen &lt;b&gt;"Öfkelenme"&lt;/b&gt; demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani adam üç kere aynı şeyi sordu, Peygamber Efendimiz ise ona aynı cevabı verdi. Çünkü kızgınlık kötülükler için bir anahtardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızgın iken, "E'ûzu billâhi mine'ş-şeytânir-racîm" demek faydalıdır. Ayrıca abdest almak da faydalıdır. Çünkü abdest, kendisiyle şeytana karşı mücadele edilebilecek şeylerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca mesela "Esteğfirullâh" diyerek çokca istiğfarda bulunmak da (Allâh'tan af dilemek) faydalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alimlerden birisi der ki: En hayırlı huylardan biri kişinin çabuk öfkelenmemesi ve çabuk razı olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öfkeli olmanın aksine hilim sahibi olmak çok hayırlıdır. Hilim sahibi olan kişi, kızgınlığın kışkırtamadığı kimsedir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-1537813047418338803?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/1537813047418338803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=1537813047418338803' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1537813047418338803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1537813047418338803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/kzgnln-kt-neticesine-dair.html' title='Kızgınlığın kötü neticesine dair'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-1225493333242549094</id><published>2008-07-17T02:09:00.003+03:00</published><updated>2008-10-29T17:34:14.383+02:00</updated><title type='text'>Şeytandan korunmanın bazı yolları</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Şeytana karşı mücadele edebilmekte faydalı olan ve hatta muska taşımaktan daha güçlü olan bir uygulama vardır. Bu uygulama ise her beş vakit namazdan sonra el-İhlâs, el-Felak ve en-Nâs surelerini okumaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takva sahibi olmak yani bütün farzları eksiksiz olarak yerine getirip bütün haramlardan kaçınmak, şeytanlara karşı mücadele edebilmekte en güçlü olan vesilelerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh'ı zikretmek de şeytana karşı korunmakta çok önemlidir. Çünkü şeytan Allâh'ı zikredenden vesvese etkisini geri çeker.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vesveseye karşı, günde en az üç yüz defa "Lâ &lt;u&gt;h&lt;/u&gt;avle velâ &lt;u&gt;k&lt;/u&gt;uvvete illâ billâh" demek tavsiye edilir. Ayrıca en az üç yüz defa "Esteğfirullâh" diyerek istiğfarda bulunmak da (Allâh'tan af dilemek de) tavsiye dilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh &lt;u&gt;K&lt;/u&gt;ur'an'ı kerimde bizlere şeytanı düşman edinmemizi emretmiştir. O bizim düşmanımız olduğuna göre kesinlikle bizim iyiliğimizi istemez. Dolayısıyla akıllı insan, düşmanının ne söylediğine aldırmayıp onu esgeçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vesveseye kapılmamak için insan, kendisine bir meşgale bulmalıdır. Ya Dini yönden faydalanacağı bir şey ile ya da dünyevi yönden faydalanacağı bir şey ile meşgul olmalıdır ki şeytana fırsat bırakmasın. Çünkü şeytan boş durup da bir şeyle meşgul olmayan insanı gördüğünde, vesvese etmeye fırsat buluyor. İşte ona fırsat bırakmamak için faydanın sağlanacağı bir şey ile iştigal edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hadis-i şerif, nasihatin Dinden olduğu manasına gelir. İşte bu tür bilgiler vesvesesi olan insanlara tavsiye edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-1225493333242549094?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/1225493333242549094/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=1225493333242549094' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1225493333242549094'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1225493333242549094'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/eytandan-korunmann-baz-yollar.html' title='Şeytandan korunmanın bazı yolları'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-3389923136111803117</id><published>2008-07-17T02:07:00.002+03:00</published><updated>2008-07-17T23:56:37.978+03:00</updated><title type='text'>Vehhabiler Osmanlı Türkleri ve Peygamber Efendimizin Soyundan Gelen Seyitleri Kafir Saymaktadırlar</title><content type='html'>&lt;div style="color: rgb(0, 0, 0);" id="post_message_14868"&gt;Muhammed Haseneyn Heykel öyle bir vesika ortaya çıkarmıştır ki şunları ortaya koymaktadır; Vehhabi liderlerinin büyüklerinden birisi diyor ki: “Müslümanların en hayırlıları arasında (yani vehhabiler arasında) vuruşma olmamalıdır, ancak müşrikler ve kafilerle olmalıdır. İlk müşrik olan kafirler ise Osmanlı Türklerdir. Bir de Haşimi olan şerifler (seyitler). Özetle vehhabiler haricinde bütün Muhammediler öyledirler.”&lt;br /&gt; (2001 yılı/30. Haziran/Cumartesi günü çıkan Sefir gazetesi, s. 11)&lt;/div&gt;         &lt;!-- / message --&gt;                    &lt;!-- / Post extension --&gt;                   &lt;!-- sig --&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-3389923136111803117?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/3389923136111803117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=3389923136111803117' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/3389923136111803117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/3389923136111803117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/vehhabiler-osmanl-trkleri-ve-peygamber.html' title='Vehhabiler Osmanlı Türkleri ve Peygamber Efendimizin Soyundan Gelen Seyitleri Kafir Saymaktadırlar'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-793561118268011753</id><published>2008-07-17T02:03:00.002+03:00</published><updated>2008-07-17T02:06:23.645+03:00</updated><title type='text'>Dağıstani ve Nazım Kıbrısi'ye karşı uyarı</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_12490"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;&lt;br /&gt;Alemlerin Rabbi olan, hiçbirşeye benzemeyen, yersiz var olan, başlangıcı ve sonu olmayan Allâh'a hamd olsun, Resullerin en şereflisi olan Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;ammed'e salat ve selam olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh-u Teâlâ, Âl-i İmran Suresi'nin 110. Ayet-i Kerimesin'de şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Traditional Arabic;"&gt;كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ  أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ  وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;Manası: ''Siz insanlara çıkarılmaış olan en hayırlı ümmetsiniz. Siz iyiliği emreder, kötülükten nehyeder (yasaklar) ve Allâh'a inanırsınız.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;ammed (sallAllâhu aleyhi ve sellem) mealen şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;''Ne zamana kadar facirin (fasığın) hakkında konuşmaya korkacaksınız.Yaptıklarını insanlara anlatınız ki, ondan sakınsınlar.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Ayet ve Hadis'e dayanarak, dalalet (sapıklık) üzerinde olan bazı insanların yaptıklarını zikrederek, Müslümanları bunlara karşı uyarıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan bazıları, Abdullah Dağıstani ve talebesi Nazım Kıbrısi'dir.&lt;br /&gt;Abdullah Dağıstani ''Vasiyet Mürşid Ez-Zaman Ve Gavs-ul Enam'' isimli kitabının 9.sayfasında (bu kitapta Nazım Kıbrısi tarafından Arapçaya tercüme edilmiştir) şöyle diyor: ''Hocanın vermiş olduğu herhangi bir emre itiraz etmek caiz değildir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu batıl olan söz, şuna işaret ediyor: Hocanın vermiş olduğu emir iyi olsun, kötü olsun itiraz etmeden yerine getirelecek.Peygamber Efendimiz &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;(sallAllâhu aleyhi ve sellem)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt; mealen şöyle buyurdu:&lt;br /&gt;''Günah işleyen birine, günahlarında itaat edilmez.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağıstani aynı kitabında 11.sayfasında şöyle diyor:&lt;br /&gt;''Evliyaların kerametleri erkeklerin aybaşı halidir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu niçin söylüyor?&lt;br /&gt;Kendi müridleri ondan keramet isteyince bunu söylüyerek onları kandırmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı sayfada şöyle devam ediyor:&lt;br /&gt;''Nakşibendi tarikatının zatları her ne kadar olursa olsun, hatta ölüme kadar işkence görseler kerametlerini izhar etmezler (göstermezler), çünkü evliyaların kerametleri aybaşı halidir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağıstani'nin bu sözleri doğru değildir, batıldır.&lt;br /&gt;Çünkü Nakşibendi tarikat zatlarının kerametleri meşhurdur ve örnekleri çoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh-u Telâlâ Kur'an'ı Kerim'de keramet ile aybaşı halini ayırt etmiştir. Allah-u Teâlâ, Fussilet Suresi'nin 35. Ayet-i Kerimesi'nde&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt; şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;span style="font-family:Traditional Arabic;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;وَمَا يُلَقَّاهَا  إِلاّ الَّذِينَ صَبَرُوا وَمَا يُلَقَّاهَا إِلَّا ذُو حَظٍّ عَظِيمٍ&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;Manası: ''Buna ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Ayet'e göre keramet, çok iyi ve hayırlı bir şeydir. Ama, aybaşı hali hakkında Allah-u Teala, El-Bakarah Suresi'nin 222. Ayet-i Kerimesi'nde &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;şöyle buyurmuştur:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Traditional Arabic;"&gt; قُلْ هُوَ أَذًى &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;Manası: ''De ki o (aybaşı hali) eziyettir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı kitabın 12. sayfasında şöyle diyor: ''Kafir bir kimse, hayatında dahi olsa, El-Fatihah Suresi'ni okursa Allah'ın merhametine ermeden bu dünyadan gitmeyecektir. Çünkü Allah indinde kafir, mümin, müslüman ve fasık arasında bir fark yoktur.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı kitabın 14. sayfasında şöyle diyor: ''Her kim El-İnşirah Suresi'ni veya bu Sure'nin 5. ve 6. Ayetleri'ni okursa, muhakkak ki büyük yardım ve faziletlere kavuşacakktır. Çünkü Allâh kafir, mümin, münafık, veli ve peygamber arasında ayırım yapmaz.Çünkü bütün insanlar aynıdır.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözleri küfürdür, çünkü Kur'an-ı Kerim'i yalanlıyor. Allah-u Teala, El-Kalem Suresi'nin 35. Ayet-i Kerimesi'nde &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;şöyle buyurmuştur:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Traditional Arabic;"&gt;أَفَنَجْعَلُ  الْمُسْلِمِينَ كَالْمُجْرِمِينَ &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;Manası: ''Müslümanlar ile gayr-i müminler bir tutulmaz.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah-u Teâlâ Kur'an'ı Kerim'de, El-En'âm Suresi'nin 86. Ayeti'nde, &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Traditional Arabic;"&gt;وَكُلاّ &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Traditional Arabic;"&gt;فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;Manası: ''Allah Peygamberleri alemlere üstün kılmıştır" Yani Peygamberler en üstün yaratıklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu adam, hem müslümanla kafiri, hemde herhangi bir insanla Peygamberleri eşit tutmaktadır.Bütün bu sözleri, Kur-an'ı Kerim'i reddediyor. İmam Nesefi ''Nesefi'' akidesinde şöyle demiştir:&lt;br /&gt;''Nassları (mesela Kur-an'ı Kerim'de geçenleri)  reddetmek küfürdür.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dağıstani aynı kitabında 19. sayfasında şöyle diyor: ''Allah günü 3 kısma ayırmıştır.8 saat ibadet,8 saat çalışmak ve 8 saat da uyumak için.Her kim bu ayırıma razı olmaz ve uygulamazsa Cehennem ehlindendir.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söylediği söz de İslam'a aykırıdır.&lt;br /&gt;Kur'an-ı Kerim ve Hadis'te böyle birşey yoktur. Günümüzün Müslümanlarına baktığımız zaman, bir kısmının 8 saatten fazla çalıştığını ve bununla beraber farzlarını eksiksiz yerine getirdiklerini görmekteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruyoruz, bu Müslümanlar Cehennem ehlinden mi olacaktır!?&lt;br /&gt;Dağıstani, Lübnan'da Envar Gazetesi'nin Muhammed Meczub adlı muhabiriyle yağtığı görüşmede, şöyle dedi: ''Bana gayple (tüm gelecekle) ilgili haberler geliyor.'' Kıyamet ne zaman kopacak diye sorulduğunda, şöyle dedi: ''105 ve 109 sene sonra.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sözü de İslam'a aykırıdır. Allah-u Teâlâ Kur'an'ı Kerim'in, En-Neml Suresi'nin 65. Ayeti'nde &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:Traditional Arabic;"&gt;قُلْ لاَ يَعْلَمُ مَنْ  فِي السَّمَوَاتِ وَالأَرْضِ الْغَيْبَ إِلاّ اللَّهُ &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;Manası: ''De ki &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;Allâh'tan başka&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt; göklerde ve yerde bulunan kimse gaybı (bütün geleceği) bilemez.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber Efendimiz &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;(sallAllâhu aleyhi ve sellem)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;, ''Kıyamet ne zaman kopacak? diye sorulduğunda, mealen şöyle cevap vermiştir: ''Sorulan, sorandan bu konuda daha bilgili değildir.''&lt;br /&gt;Bu Hadis'i Muslim rivayet etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamberimiz &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;(sallAllâhu aleyhi ve sellem)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt; Kıyamet'in ne zaman kopacağını bilmiyorsa, bu adam nasıl olur da, bildiğini iddia edip Kıyamet'in tarihini verebiliyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı kitabın 21. sayfasında şöyle diyor: ''Her kim fecirden bir saat önce kalkıp hiçbir şey yapmadan, namaz kılmadan, zikir yapmadan, sadece su, kahve, çay içmeye ve yemek yemeğe kalkmış ise muhakkak ki Ahiret'te geceyi ibadetle geçirenlerle haşr olunacaktır.''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu adamın küfürleri o kadar çoktur ki, hepsini buraya sığdıramayız. Ancak aklıbaşında olan müslüman bu adamın doğru yolda olmadığını anlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu adamın halifesi ve en büyük müridi Nazım Kıbrısi'dir. Kıbrısi; Abdullah Dağıstaninin, bu küfürlerle dolu kitabını, tercüme edip dağıtmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazım Kıbrısi, faiz hakkında sorulduğunda: ''Faiz'i yiyebilirsiniz.'' dedi, ''Kur-an'ı Kerim faizi haram kılmıştır!" denildiği zaman: ''Dünya hepsi faiz olmuştur.'' cevabını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca yabancı (mahrem olmayan) kadınlarla tokalaşmanın caiz olduğunu söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bu fasit (bozuk) bir sözdür. Çünkü Peygamberimiz &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;(sallAllâhu aleyhi ve sellem) &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;mealen şöyle buyurdu: ''Sizlerden birinizin başına bir demir parçasının batırılması, yabancı bir kadınla tokalaşmasından daha iyidir.'' Bu Hadis'i Taberani rivayet etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nazım Kıbrısi, kendi cemaatinden olanlarla birlikte olduğu zaman, namaz kılmıyor. ''Niçin namaz kılmıyorsun?'' diye sorulduğu zaman, bir keresinde: ''Benim yerime birisi namaz kılıyor'' dedi ve bir keresinde de: ''Bizim işimiz batıni, sizin işiniz zahiridir.'' dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div style="font-weight: bold;" id="post_message_14902"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Georgia;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Nazım Kıbrısiye göre beş vakit namazdan her biri için bir secde yeterliymiş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Georgia;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Nazim Kıbrısi arapça dilinde yazılmış olan "Muhîtâtu’r-rahme" adlı kitabının 70. ile 71. sayfalarında  beş vakit namazın sakıt olduğunu (düşüp kılınması gerekmediğini) kabul edip cemaatine her namaz için bir secde etmelerini emretmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Georgia;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Nazım Kıbrısiye göre Evliya, erkeğin ve kadının avret yerine bakabilirmiş&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Georgia;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aynı kitabın 20. sayfasında inancını ileriye sürerek diyor ki: “İnsanlar arasında en yüksek tabaka velilerinkidir (ermiş olanlar tabakasıdır). Onlar erkeklerin ve kadınların vücutlarından her hangi bir yerine bakabilirler ki onlardaki kötülüğü mükaddes bir kuvveti olan bakışlarıyla yakabilsinler.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Georgia;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Nazım Kıbrısiye göre kullar da Allâh gibi ezeliymiş (başlangıçsızmış)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Georgia;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Aynı kitabın 13. sayfasında diyor ki: “Kullar Allâh ile beraber başlangıçsız olarak vardılar.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:Georgia;" &gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bu tür şirkten Allâh’a sığınırız. Dini bilgileri öğrenmeye yeni başlayan talebe dahi bilir ki ezeliyet (başlangıçsızlık) Allâh’a has olan bir sıfattır. Bu sıfat Allâh'a has olduğuna göre, bir başkasının da böyle bir sıfatı olduğunu kabul etmek düpedüz şirk olur. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color:Black;"&gt;&lt;br /&gt;Sayın Müslümanlar!&lt;br /&gt;Bazı insanlar şekilleri, elbiseleri sizleri yanıltmasın, dikkatli olunuz. Çünkü Dinimiz, şekil ve elbiseleri takip etmeyi değil, Peygamberizi, Sahabeleri ve Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'ı takip etmeyi emreder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan dolayı Abdullah Dağıstani, Nazım Kıbrısi ve benzerlerinden sakının ve uzak kalınız. Müslümanları da bu tip insanlardan uyarınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh-u Teâlâ bizleri Peygamberlerin, Sahabeler ve Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'ın yolundan ayırmasın. Abdullah Dağıstani, Nazım Kıbrısi ve benzerlerinin şerlerinden korusun.&lt;br /&gt;Amin...&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-793561118268011753?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/793561118268011753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=793561118268011753' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/793561118268011753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/793561118268011753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/dastani-ve-nazm-kbrsiye-kar-uyar.html' title='Dağıstani ve Nazım Kıbrısi&apos;ye karşı uyarı'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-173591608350833240</id><published>2008-07-17T02:00:00.001+03:00</published><updated>2008-07-20T23:08:18.212+03:00</updated><title type='text'>Dini Bilgilerin usulünce nasıl öğrenilmesi gerektiğine dair</title><content type='html'>&lt;div style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: arial;" id="post_message_14827"&gt;Bir hadis-i şerifte mealen şöyle geçmektedir: &lt;b&gt;"Kendi kadrini bilip de o ölçüde duraklayan (o ölçüyü aşmayan) adama Allâh rahmet eylesin." &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh bizleri bu hadis-i şerife göre amel edenlerden eylesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hadisten anlaşılır ki örneğin kişi ilimdeki seviyesinin ne olduğunu bilip de ona göre davranırsa yani fetva vermeye ehil olmadığı halde fetva vermekten kaçınırsa ve ilim ehlinin ağzından duymadığı hususları bilmediği için, söylemekten kaçınırsa bu davranışıyla Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dua etmiş olduğu kişiler arasında yer alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birilerinden ilim alınacaksa gerçek alimlerden veya gerçek alimlerden öğrenmiş insanlardan alınmalıdır. Bir hadis-i şerifte mealen geçer ki: &lt;b&gt;"Alimler Peygamberlerin mirasçılarıdır."&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;Yani Peygamberler miras olarak ilmi geride bırakmışlardır, başka şeyi (mal-mülkü) değil. İlim hususunda ise alimler büyük pay sahibidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü olan hadis hafızı Hatîb el-Bağdadî der ki: "İlim ancak alimlerin ağızlarından alınır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alimlerden ilim almaya önem göstermeyip de kitapları kendi başına mütalaa etmekle (dikkatlice okumakla) uğraşan kişi, yanlış bir gidişattan gitmektedir. İlim öğrenmenin üslubu bu değildir. İlim öğrenmenin sağlam olan yolu, ilmi ehlinden almakladır. İlim, hocanın kitaptan okumasını dinleyerek veya hocanın huzurunda oturup kitabı bizzat ona okuyup ondan gerekli açıklamaları almakla öğrenilir. Sahabe zamanından bu yana kadar ilmi uslünce öğrenenler, böyle öğrenmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlmi kitaplardan almak konusunda bazı alimlerin açıklamalarına gelince, hanefilerden olan şeyh AbdulĞaniyy en-Nablusi der ki: "Sanma ki kitaplarla (hocanın huzurunda oturmadan kendi başına kitapları okuyarak) bizim gibi olursun, tavuğun kanadı vardır ama uçmaz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü müfessir Ebu Hayyân el-Endelusî der ki: "Toy olan kişi sanar ki kitaplar doğru yola iletir, oysaki haberi yok ki kitaplarda öyle derin şeyler var ki anlayışı olan kişinin aklını hayrette bırakır. Eğer ilmi hocasız alırsan, doğru olan yoldan saparsın."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka alim de der ki: "İlmi kitaplardan alanın misali, geceleyin odun toplayana benzer. Böylesi bilemez ki eline odun mu yoksa yılan mı aldı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadis hafızı Hatîb el-Bağdâdî der ki: "İlmi alimlerin ağızlarından almayan kimse fakih (fıkıh alimi) olarak adlandırılamaz, hadisi muhaddislerden almayan kimse muhaddis (Hadis alimi) olarak adlandırılamaz ve Kur'an'ı okuyucudan almayan kişi de (Kur'an'ı okumayı bilen hocadan almayıp da onu kendi kendine okuyan kişi) kâri (okuyucu) olarak adlandırılamaz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyevi ilimlere gelince öyle insanlar vardır ki doktor olmak veya mühendis olmak için, işi iyi bilen ihtisas sahibi insanlardan ders almak için yurt dışına bile giderler. Din ilimine gelince ona bu kadar önem göstermezler. Oysaki Din ilmine verilmesi gereken önem önceliklidir, ilk sırada gelir. Çünkü cennete girmek için inancın sağlam olması gerekir. İnancı bozulup da bu halde ölen kimse, İslâm dairesinden çıkmış halde öldüğü için cennete kesinlikle giremez. İnancın bozulmaması için (Dinden çıkmamak için) akait (inancın temelleri) ile alakalı hususları ve üç kısım olmak üzere Dinden çıkaran küfürlerden sakınmak lazımdır. İnançla alakalı küfürlerden, fiil (eylem) ile alakalı küfürlerden ve sözler ile alakalı küfürlerden olmak üzere küfrün bütün çeşitlerinden sakınmak lazımdır. Kişi ilmi, ilim ehlinden öğrenmezse bu tür küfürleri nereden bilsin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alim olan sahabilerden birisinin ilme verdiği önem hakkında bir misal vermek isterim ki onu örnek alalım. Cabir ibnu Abdullâh el-Ensârî (radıyallâhu anhu) birinden bir hadis-i şerif duymuştu. Ancak ona bu hadisi duyuran kişi, Peygamber Efendimizden (sallallâhu aleyhi ve sellem) doğrudan duyan kişi değildi, Peygamber Efendimizden duymuş kişiden duyan başka bir kişiydi. Cabir ibnu Abdullâh el-Ensârî ise emin olmak için o hadis-i şerifi Peygamber Efendimizden doğrudan bizzat duymuş olan Abdullâh ibnu Uneys adlı sahabinin bulunduğu şehre gitmeye karar verdi.&lt;br /&gt;Cabir ibnu Abdullâh el-Ensârî o sıra Medine-i Münevverede idi, Abdullâh ibnu Uneys ise Mısırda ikamet ediyordu. Cabir ibnu Abdullâh el-Ensârî Medineden kalkıp Mısıra doğru yola koyuldu ve oraya varıncaya kadar bir ay sürdü, yani bir ay boyunca yol kat etti, niçin? İlmi kimden aldığına değer vermesi ve dikkatli olması icabı olarak Peygamber Efendimizin hadis-i şerifini doğrudan duymuş olan Abdullâh ibnu Uneys'in ağzından bizzat duymak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabiinin büyüklerinden olan İbn-u Sîrîn der ki: "Muhakkak ki bu ilim Dindir, o halde Dininizi kimden aldığınıza bir bakın." Bunu imam Muslim, "Sahih-i Muslim" adlı kitabının önsözünde rivayet etmiştir. &lt;/div&gt;         &lt;!-- / message --&gt;                    &lt;!-- / Post extension --&gt;                   &lt;!-- sig --&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-family: arial;"&gt;         __________________&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-173591608350833240?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/173591608350833240/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=173591608350833240' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/173591608350833240'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/173591608350833240'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/dini-bilgilerin-usulnce-nasl-renilmesi.html' title='Dini Bilgilerin usulünce nasıl öğrenilmesi gerektiğine dair'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-4155110872036966185</id><published>2008-07-17T01:57:00.001+03:00</published><updated>2008-07-17T01:59:15.805+03:00</updated><title type='text'>"CENÂP" kelimesini Allâh hakkında kullanmak caiz değildir</title><content type='html'>&lt;span style="color:Navy;"&gt;En ünlü "Arapça-Arapça" sözlüklerinden biri olan Feyyûmî'ye ait "Misbâ&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;u’l-munîr" adlı kitapta geçer ki: "CENÂB'ın manası, evin önündeki boş olan sahadır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla "Cenâp" kelimesi arapça kökenli bir kelimedir ve bu manası göz ardı edilemez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;  &lt;span style="color:Navy;"&gt;Hadis ve fıkıh alimleri 500 seneyi aşkın bir zamandan beri Allâh hakkında "Cenâp" kelimesinin kullanılmasına karşı uyarmışlardır. Şeyhu'l-İslam Zekeriyya el-Ensârî "Esna'l-metâlibi şerhu Ravdu't-tâlib" adlı kitabının 4. cildinde belirtiyor ki imam ve hadis hafızı olan el-Irâkî'ye Allâh hakkında söylenen "VE CENÂB-I RAFÎ'" sözü üzerine soru yöneltiliyor, o da şöyle cevap veriyor: "Allâh'ı bununla isimlendirmek caiz değildir ve bununla yemin de geçerli olmuş olmaz. Allâh'ı bununla isimlendirmek veya bunu O'nun hakkında kullanmak Allâh'ın isimleri hususunda ilhâttır (tahriftir, değiştirmedir)." &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-4155110872036966185?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/4155110872036966185/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=4155110872036966185' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/4155110872036966185'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/4155110872036966185'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/07/cenp-kelimesini-allh-hakknda-kullanmak.html' title='&quot;CENÂP&quot; kelimesini Allâh hakkında kullanmak caiz değildir'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-1553563545227328604</id><published>2008-06-09T14:55:00.002+03:00</published><updated>2008-07-20T23:11:50.356+03:00</updated><title type='text'>Halil gönence ait "Günümüz meselelerine fetvalar" kitabına karşı bir uyarı</title><content type='html'>&lt;div  style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;" id="post_message_4331"&gt;&lt;span style="color: rgb(75, 0, 130);"&gt;&lt;br /&gt;Halil gönenç, alimlerin bazı hususları nasıl değerlendirdiklerini karıştırarak böylece yanlış ve imana zarar veren sakıncalı sözler söylemiştir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(75, 0, 130);"&gt;Halil gönenç, "Günümüz meselelerine fetvalar" adlı kitabının 1. cild 28. sayfasında bir meseleyi ciddi bir şekilde karıştırarak diyor ki (ki dediği çok yanlıştır): "Allâh'ın mekanı ve yönü olduğunu kabul eden, alimlerin çoğuna göre kafir olmuyor"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(75, 0, 130);"&gt;Bu sözüne göre b&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(75, 0, 130);"&gt;azı alimler yani azınlıkta kalanlar demişler ki Allâh'a mekan isnat eden küfre girer. Alimlerin en çoğu ise Gönencin iddiasına göre Allâh'a mekan isnat edenin küfre girmediğini söylemişlermiş. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(75, 0, 130);"&gt;Karıştırmış olduğu mesele şudur: Aslında dört mezhebin imamları (İmam Ebu Hanife, İmam Şafiî, İmam Malik ve İmam Ahmed) dahil olmak üzere alimlerin hemen hepsi Allâh'a mekan isnad edenin bu sebeple küfre girdiğini söylemişlerdir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(75, 0, 130);"&gt;Mezhep kurucuları dışında kalan bazıları ise azınlıkta kalarak Allâh'a mekan isnat edenin küfre girmediğini söylemiştir. Fakat bu söz doğru değildir, kale alınmaz çünkü mezhep imamlarının sözlerine muhaliftir. Dikkat edilecek olursa Halil gönenç iki meseleyi birbirine karıştırarak çok sakıncalı bir hataya düşmüştür. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(75, 0, 130);"&gt;Mezhep imamlarının Allâh'a mekan ve yön isnat edenin küfre girmiş olmasıyla hükmettiklerini, hem hanefilerden Molla Aliyyu'lkâri şerhu'l mişkat kitabında belirtmektedir hemde şafilerden olan ve aynı zamanda mutlak müçtehit derecesine yükselmiş olan Takiyyuddin es-Subkî fetvalarında belirtmektedir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(75, 0, 130);"&gt;Böylece belli olur ki halil gönenç daha Usuluddin yani inancın temelleri ile ilgili hususlara hakim olan birisi bile değildir. O halde onun bu kitabından sakınılsın.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-1553563545227328604?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/1553563545227328604/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=1553563545227328604' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1553563545227328604'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1553563545227328604'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/halil-gnence-ait-gnmz-meselelerine.html' title='Halil gönence ait &quot;Günümüz meselelerine fetvalar&quot; kitabına karşı bir uyarı'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-4233446772910829754</id><published>2008-06-09T14:54:00.000+03:00</published><updated>2008-06-09T14:55:15.590+03:00</updated><title type='text'>İbni teymiyenin felsefi görüşüne dair</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Bedruddîn ez-Zerkeşî “Teşnîfe’l-mesâmi’“ isimli eserinde şöyle demiştir: “Bu alem, yüksekliğinde ve aşağısında bulunanlar, maddeleri, arazları ve sureti olmak üzere cümlesiyle muhdestir (varlığa getirilmiştir). Bunlar yokken var olmuşlardır ve buna dair milletlerin (ehl-i kitabın) icmaı vardır ve buna felsefecilerden başka muhalefet eden olmamıştır. Bunlardan kimileri Fârabî ve İbni Sînâdır, bunlar şöyle demişlerdir: ’Alem maddesi ve sureti ile kadîmdir (ezelidir, başlangıçsızdır), maddesi kadîm sureti ise muhdes olduğu da denilmiştir.’“ Sonra ez-Zerkeşî devamla şöyle demiştir:“…Müslümanlar onları dalalette saymışlar ve tekfir etmişlerdir (kafir olarak saymışlardır)“ &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bedreddîn ez-Zerkeşînin bununla demek istediği şudur ki bu husus (alemin cinsinin ezeli olduğunu kabullenmek) İslâm alimlerinin icmaı ile küfürdür.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bedruddîn ez-Zerkeşî, zamanında dünyanın alimi olan Siracuddîn el-Bulkîni’den tahsil görmüş aslı türk olan bir zattır.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dolayısıyla İbni Teymiye birçok kitabında alemin madde itibariyle ezeli olduğunu söylediği için küfre girmiştir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ayrıca İbni Sinan'ın da küfür içeren bozuk bir inanç üzerinde olduğu, ez-Zerkeşinin sözünden anlaşılır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-4233446772910829754?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/4233446772910829754/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=4233446772910829754' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/4233446772910829754'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/4233446772910829754'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/ibni-teymiyenin-felsefi-grne-dair.html' title='İbni teymiyenin felsefi görüşüne dair'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-2396207088241356650</id><published>2008-06-09T14:52:00.000+03:00</published><updated>2008-06-09T14:53:05.550+03:00</updated><title type='text'>Peygamberlerin (aleyhimussalâtu vesselâm) masumiyeti hakkinda alimlerden nakiller</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div id="post_message_3304"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Peygamberlerin (aleyhimussalâtu vesselâm) küfür, büyük ve kıymet düşürücü küçük günahlara girmediklerinin icma olduğunun beyanı&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kurtubi Tefsiri: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;“Peygamberler icma bulunarak büyük ve rezillik içeren küçük günahlardan masumdurlar (korunmuşturlar)” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Seâlibi Tefsiri: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;“Ümmet Peygamberlerin büyük ve rezillik içeren küçük günahlardan masum olduklarına dair icma etmişlerdir.” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ebu Hayyân el-Endulusî’ye ait Bahru’l-muhit tefsiri:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İbni Atiyye şöyle demiştir: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;“Alimler Peygamberlerin (aleyhimussalâtu vesselâm) büyük ve rezillik olan küçük günahlardan masum olduklarına dair icma etmişlerdir.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İbni Allân es-Sıddîkî’ye ait Delilu’l-fellâh’în şerhu riyadussalihîn kitabı:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;“Peygamberler icma ile büyük günahlardan ve rezillik içeren küçük günahlardan masumdurlar.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tilimsani "Şerhu Luma' el-edille" isimli eserinde şöyle (1) demiştir: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;“Onlar (Peygamberler) için büyük günah kesinlikle mümkün değildir. Israr etmemek şartıyla küçük (kiymet düşürücü olmayan) günahı kasten yapmak ise mümkündür. Onlar için ayrıca bir demet bakla veya bir (üzüm tanesi gibi) tane çalmak gibi kıymet düşürmeye ve himmet aşağılığına delalet eden bir küçük günah da mümkün değildir.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ayrıca şu bilgilere (2) de yer vermiştir: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;“Onların büyük günahlardan, küçük günahları işlemekte ısrarlı olmaktan ve diyanete olan ilgisizliği duyuracak her türlü küçük günahtan masum olmaları, icmaya dayandırılmıştır.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Tilimsani, Peygamberlerin masumiyeti hakkında bilgi verdikten sonraki ilerleyen satırlarda Peygamber Efendimiz hakkında Bedir esirleri olayını, Tabûk gazvesi olayını ve amâ olan adama karşı olan tutumu ile ilgili olayı ele alarak bunları evla olanı terk etmek olarak nitelendirmektedir, bunları hata olarak adlandırmayı kabul etmemektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(1) Tilimsani, Şerhu Luma' el-edille, s. 197. Bu kitap el yazma kitabıdır. Bu sözü, el yazması kitaplara vakıf olan şam diyarının muhaddisi Abdullâh el-harari hocaefendi bizzat meşhur olan nesefi akidesini açıkladığı "el-metâlibu'l-vefiyye şerhu akidetin-nesefiyye" isimli eserinin 137. sayfasında nakletmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(2) Tilimsani, Şerhu Luma' el-edille, s. 198&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-2396207088241356650?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/2396207088241356650/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=2396207088241356650' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2396207088241356650'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2396207088241356650'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/peygamberlerin-aleyhimussaltu-vesselm.html' title='Peygamberlerin (aleyhimussalâtu vesselâm) masumiyeti hakkinda alimlerden nakiller'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-2144177243782214187</id><published>2008-06-09T14:51:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:52:28.005+03:00</updated><title type='text'>Cariye hadisi hakkında önemli bir açıklama</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Bir defa cariye hadisi muztarib olan bir hadistir yani birbirinden değişik olacak şekilde birçok rivayeti vardır. Böyle bir hadis ise sahih olmadığı için akaidî (inanca ait) konularda delil olarak gösterilemez. Çünkü alimlerimiz, Allâh’ın sıfatlarıyla ilgili olarak demişlerdir ki bir sıfatın Allâh’a ait olduğunu kabul edebilmek için delil olarak gösterilecek hadis sahih olup isnadındaki (dayanağındaki) bütün ravilerin (rivayetçilerin) tüm alimler tarafından sika (güvenilir) olduklarına ittifak edilmiş (sözbirliği içinde olunmuş) olması gerekiyor yani hangi hadisin sahih olması hususunda ihtilafa düşülmüşse yani hangi hadisin ravilerinin bir kısmını bazı alimler sika olarak kabul etmemisşe o zaman böyle bir hadis akaidî konularda delil gösterilemez. Kaldı ki hanefiler bir hadisin akaidî konularda delil olarak gösterilmesi için o hadisin meşhur derecesinde (meşhur hadis; en az üç sahabinin duymuş olduğu hadistir) olmasını şart koşarlar yani hadis, meşhur derecesinde değilse onlara göre akaidî konular için delil olarak gösterilemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası bir sıfatın Allâh’a ait olduğunu kabul edebilmek için bu sıfatın ya Kur’anıkerimde ya sahih olduğuna dair ittifakedilmiş sahih olan hadiste ya da alimlerin icmaında (sözbirliğinde) geçmiş olması gerekiyor. Bu hususta yani bir sıfatın Allâh’a ait olduğunu kabul edebilmek hususunda tüm alimler bu meselenin böyle olması gerektiğine dair ittifak etmişlerdir. Ancak hanefiler sözkonusu olan hadis hususunda, o hadisin meşhur olmasını şart koşmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bu cariye hadisi sahih-i Muslim’de geçse de bu onun sahih olduğu anlamına gelmez. Çünkü Muslimin kendisi kitabının önsözünde bildirir ki, kitabına geçirmiş olduğu hadisleri muhaddislere (hadis alimlerine) arz etmiştir ve bunun üzerine onlar dört hadis hariç hepsini kabul etmişlerdir. Yani kitabında muhaddisler tarafından kabul edilmemiş dört hadisin bulunmasından bizzat söz eder. Ancak bunların hangileri olduğuna değinmez. Fakat muhaddisler bunların hangileri olduğunu tespit etmişlerdir. İşte cariye hadisi de bunlardan biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanımızın tartışmasızca büyük muhaddisi olarak kabul edilen şeyh Abdullâh el-Hararî'ye ait olan “Şerh el-kavîm fi halli elfâzis-sıratı’l-mustekîm” adlı eserinde bu konuyla ilgili geçen değerli bilgilerden, şunlar belli olur:&lt;br /&gt;Cariye hadisinin sahih olmadığına delil olarak denilir ki bu hadis iki şeyden dolayı sahih değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi değişik yönlerden rivayet edilmiş olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi “Allâh nerededir” diye geçen ifadenin Dinin usulüne (temellerine) aykırı olmasıdır. Çünkü Şeriatın usulündendir ki bir kişiye, kendisinden “Allâh göktedir” ifadesi duyulmasıyla Müslüman olarak hükmedilmez çünkü bu söz yani Allâh göktedir sözü, hem hiristiyanlar hem yahudiler hem de başka dinin mensupları tarafından ortakca söylenen bir ifadedir. Dinimizde bu hususla ilgili olarak asıl (temel) olarak kabul edilen husus, mütevatir derecesinde olan bir hadiste geçenidir. Sözkonusu olan mütevatir hadis ise mealen şöyledir: “Ben insanlarla taki Allâh’tan başka bir İlâhın olmadığına ve benim Allâh’ın Resulü olduğuma şehadet edinceye kadar, ... savaşmakla emrolundum”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cariye ile ilgili rivayetlerden imam Malik'in şu rivayeti (Allâh’tan başka bir İlah'ın olmadığına şehadet ediyor musun?) Dinin usulü ile bağdaşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında, o kadın kölesinden sırf “Allâh göktedir” ifadesini duymuş olmasıyla o kadına müslüman olarak hükmetmiştir demek, Peygamber Efendimize (sallallâhu aleyhi ve sellem) yakışmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerede kelimesi hakkında bilinmelidir ki bu kelime çoğu zaman mekan hakkında sorulan bir soru olarak söylenir. Fakat bazı durumlarda mekan hakkında bir soru olarak değil derece hakkında sormak için söylendiği de olur. Mesela arapçada denilir ki Ali nerde Muaviye nerde? Hatta türkçe dilinde bile bir kişiyle başka bir kişi arasında büyük bir fark olduğunu ifade etmek için mesela Ahmet nerede Mehmet nerede denilir yani ikisinin bir tutulmasının doğru olmadını ifade etmek için söylenir. Kısacası arapçada nerede kelimesinin başka anlama geldiği de oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şunu da iyi bilmek gerekir Muslim'in rivayet ettiği o hadisi sahih olarak kabul edenler, o hadisi zahirine (zahiren kuruntu ettirdiği anlama yani Allâh’ın, zatıyla gökte bulunuyor diye kuruntu ettirdiği anlamına) hamletmemişlerdir (öyle anlamamışlardır). Onlar şunu anlamışlardır: “Allâh nerede” ifadesi, senin Allâh’ı yüceltmek bakımından inancın nedir? anlamındadır. “Allâh göktedir” ifadesi ise Allâh’ın derecesi pek yüksektir anlamındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh’ın gökte olduğunu kabul edenler, Allâh’ın değiştiğini kabul etmiş olurlar ki böylece Eş-şûra suresinin 11. ayetini yalanlamış olurlar. Çünkü değişkenlik yaratıkta bulunan bariz bir sıfattır ve yaratık olmaya işaret eden en büyük alamettir. O halde Allâh’ın gökte olduğunu söyleyenler Allâh’ın önceden gökte olmadığını, sonradan Allâh’ın gökte olduğunu kabul etmişlerdir. Bu inancı akıl bile kabul etmez. Dinimizde akla değer verildiği El-Mulk suresinde geçen bir ayetten anlaşılır. Ayette bildirilir ki kafirler ahirette derler ki bizler dinleseydik (kabul ederek dinleseydik) ve akıl etseydik (aklı kullansaydık) cehennemlik olmayacaktık. Bu zamanımızda Allâh’ı yaratıklara benzetenler aklı devre dışı bırakırlar, hatta tartışmalarda aklın devre dışı bırakılması gerektiğini söylerler. Çünkü bu hususta aklını güzelce kullanan kimse o bozuk inancın bozukluğunu fark eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bilgiler dünyanın muhaddisi şeyh Abdullâh el-Hararî'nin “Şerhu’l-kavîm fi halli elfazi essirati’l-mustekîm” kitabından faydalanılarak hazırlanmıştır. Allâh bu mübarek zattan razı olsun (makamını yükseltsin) ve ilminden daha da faydalanmamızı nasip etsin.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-2144177243782214187?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/2144177243782214187/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=2144177243782214187' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2144177243782214187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2144177243782214187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/cariye-hadisi-hakknda-nemli-bir-aklama.html' title='Cariye hadisi hakkında önemli bir açıklama'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-6614473749173229895</id><published>2008-06-09T14:49:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:50:17.651+03:00</updated><title type='text'>Senai Demirciye ait olan "İHLAS"IDIR VARLIĞIN" başlıklı yazıya karşı önemli bir uyarı</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_6310"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;br /&gt;Senai Demirci El-İhlâs suresini ne Peygamber Efendimizin ne de hiç bir İslâm aliminin tefsir etmediği bir şekilde, kendine mahsus bir üslup kullanarak açıklamaya kalkıp El-İhlâs suresinde bildirilenin haşa Allâh değil Peygamber Efendimiz olduğunu iddia ediyor ve böylece hem Peygamber Efendimizi yalanlıyor hem de bütün İslâm alimlerinden bu hususta ayrılıyor. Böylece hem Peygamber Efendimizin bu sure için buyurduğu sözünü(1) hem de İslâmi bir kaynak olarak kabul edilen icmayı kaile almıyor. Dolayısıyla Peygamber Efendimizi öveyim derken onu yalanlayan ve icma dışına çıkan bu adama karşı susulmamalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;(1) Hadis-i şerifte geçer ki Peygamber Efendimize kafir olan bir topluluk "Bize Rabbini vasıflandır" dediklerinde Peygamber Efendimiz onlara El-İhlâs suresini okudu ve sonunda kendilerine mealen "Budur Rabbimin sıfatı" demiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Senai Demirci El-İhlâs suresini kendine mahsus bir üslupla m&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ana tahrifatı yaparak &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;açıklamaya kalkıp şöyle diyor:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;"De ki O Allah&lt;/b&gt;'tan konuşur; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;dediği ancak vahiydir; hevasından söylemez. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Ehad'dir O&lt;/b&gt;; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;"Sen olmasaydın, Sen olmasaydın..." sırrıyla Halık'ının bitanesi, varlığın eşsiz incisi, yaratılış biricik gerçekleşme vesilesidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Samed'dir O&lt;/b&gt;; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;O kimsenin ışığına muhtaç değil; kimse O'nun ışığına ihtiyaçsız değil. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Âlem O'ndan nur alır; O'ndan nurlanmayan herşey karanlıktadır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Muhabbetlerin hepsi O'nunla muhabbettir; sevmelerin cümlesi O'nun hatırına gerçekleşir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Doğurmuş&lt;/b&gt;lardan kimse O'nun gibi &lt;b&gt;değildir.&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Doğurmuşların hatırı O'nun hatırına sayılır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;"Anam babam sana feda olsun ey Muhammed..." hitabının biricik muhatabıdır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Doğurulmuş&lt;/b&gt;lardan kimse O'nun gibi &lt;b&gt;değildir.&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Doğurulmuşlar da O'nun hatırına sevilir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Oğul ve kızlarımıza sonsuzluk vaad eden O'nun haberidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Evladı göz aydınlığı eyleyen O'nun müjdesidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Evladı anababaya sevdiren de, evlada ana-babayı sevdiren de O'nun muhabbetidir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Ne dengi vardır ne de benzeri&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Müjdelerin aslı, merhametlerin mayası, tesellilerin anası, hüzünlerin çaresi Muhammed'dir."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-6614473749173229895?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/6614473749173229895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=6614473749173229895' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/6614473749173229895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/6614473749173229895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/senai-demirciye-ait-olan-ihlasidir.html' title='Senai Demirciye ait olan &quot;İHLAS&quot;IDIR VARLIĞIN&quot; başlıklı yazıya karşı önemli bir uyarı'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-2922789981752647120</id><published>2008-06-09T14:47:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:48:26.545+03:00</updated><title type='text'>Hilal TV'de çokca görülen ve Akabe Vakfını talimatıyla yöneten Mustafa İslamoğluna karşı bizzat babasının uyarısı</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_6734"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Mustafa İslamoğlu'nun babası Ahmed İslamoğlu, oğluna karşı cevap veren Ali Eren'e, cevabından ötürü memnun olduğunu ve tebrik etmeyi belirterek şöyle der: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;“Muhterem Ali Eren Beyefendi!.. Selamlar, sevgiler, dualar, hürmetler... Allah, hidayet ve salah veresice oğlum Mustafa İslamoğlu’na köşenizde verdiğiniz, “Kur’an–ı Kerim’e el sürme” mevzuunda, alimane, arifane, vakıfane cevabınızdan dolayı sizi canı gönülden tebrik eder ve halisane şükranlarımı arz ederim. Hürmet ve dualarımla... Aciz Ahmed İslamoğlu. Mütekait (emekli) imam–hatip ve fahri vaiz. Develi / Kayseri. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;“Not: “Muhterem Hocam (Ali Eren)!... Mustafa’nın dâl ve mudılliği, baba olarak bizi çok huzursuz etmektedir. Salahına dua etmekteyiz. Sizlerden de ıslahına dua istirham etmekteyiz. İcap ederse, bu kısa tebrik ve teşekkürnamemi köşenizde dipnot alarak neşredersiniz... Milyonları ifsat ve idlal etmesin... Cevabınız, fakiri pek memnun ve mesrur etti. Hak razı olsun...”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;i&gt;Ahmed İslamoğlu’ndan Ali Eren’e mektub, Ali Eren, “Vaiz Babanın Teşekkür ve Üzüntüsü” içinde, Yeni Mesaj, 23 Receb 1421 (21 Ekim 2000).&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;Kelime açıklaması:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;dâl = sapık&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;mudıll = saptırıcı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;idlal etmek = saptırmak, yoldan çıkarmak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-2922789981752647120?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/2922789981752647120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=2922789981752647120' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2922789981752647120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2922789981752647120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/hilal-tvde-okca-grlen-ve-akabe-vakfn_09.html' title='Hilal TV&apos;de çokca görülen ve Akabe Vakfını talimatıyla yöneten Mustafa İslamoğluna karşı bizzat babasının uyarısı'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-7778222099538575368</id><published>2008-06-09T14:43:00.004+03:00</published><updated>2008-06-09T14:49:00.035+03:00</updated><title type='text'>İbni teymiye, İbni Kayyim el-Cevziyye ve Muhammed ibn AbdulVehhâb'ın Allâh'a haşa "OTURMA" sıfatını isnat etmeleri ve "MEKAN" tayin etmeleri</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;İbni teymiye “Mecmu-u’l fetava” diye adlandırılan kitabının 4. cüz’ünün 374. sayfasında Allâh hakkında açıkca “CULUS” yani “OTURMA” sıfatını ifade etmiştir.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;İbni Kayyim el-Cevziyye de “Bedâi-u’l fevâid” diye adlandırılan kitabının 4. cüz’ünün 40. sayfasında Allâh hakkında açıkca “CULUS” yani “OTURMA” sıfatını ifade etmiştir.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Muhammed ibn AbdulVehhab ise "Mecmuatu rasail fittevhid" diye adlandırılan kitabında “CULUS” yani “OTURMA” sıfatını ifade etmiştir.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;İbn Baaz “Mecelletu'l-hac" h. 1415 yıla tekebül eden 11. cüz Hac dergisinde haşa şöyle demiştir: “Allâh zatı ile arşın üstündedir” &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Salih ibn Fevzan, “Nazarat ve takibat ala ma fi kitabisselefiyye“ (Daru’l-vatan, Riyad) isimili kitabının 40. sayfasında şöyle demiştir: “Allâh arşa yerleşmiştir“ &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Useymin, "Fetâva'l-akide" isimli kitabının 85. sayfasında şöyle demiştir: "Allâh zatıyla arşın üstündeki cihettedir." Aynı kitabın 742. sayfasında da haşa şöyle demiştir: "Allâh hareket ediyor". &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Bu gibi ifadeler, bu insanların Allâh'ı cisim olarak kabul ettiklerinin göstergesidir. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Ayrıca Useymin "Tefsir Ayetul-kursiyy" isimli kitabının (Mektebetu İbnu'l-Cevzi) 19. sayfasında Allâh hakkında haşa şöyle demiştir: Kürsi, Allâh'ın iki ayağının bulunduğu yerdir." &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;Muhammed ibnu AbdulVehhabı bizzat ecdadından kabul eden, Abdurrahmân ibnu Hasen ibnu Muhammed ibnu Abdulvehhab, “Fethu’l-Mecid” kitabının 356. sayfasında (Mektebetu Darusselâm, Riyad) haşa Allâh’ın kürsiye oturduğunu açıkca ifade eder. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bu son kişinin sözünde, Allâh’a isnat edilen oturma sıfatı, arş ile bağlantılı olarak geçmese de haşa kürsi ile bağlantılı olarak geçiyor ve bu sebeple bu da küfürdür. Bir kimse Allâh’ın haşa arşa oturduğunu iddia ettiğinde nasıl ki küfre giriyorsa Allâh’ın kursiye oturduğunu iddia ettiğinde de küfre girer.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;İmana zarar veren bu tür hallerden Allâh’a sığınırız. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(75, 0, 130);"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Ehl-i Sünnete göre Allâh'ın kesinlikle uzuvları yoktur. Kur'anî ve hadîsî nasslarda uzuvmuş gibi bir izlenimin verildiği yerlerde geçen kelimeler, arapçada çok anlamlı kelimelerdir, mesela mecazi olarak kullanılan ifadeler geçer ve bazı yerler Allâh'ın sıfatlarına delalet ederler bazı yerler ise başka anlamlara.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;Selef-i salihin“in bir k&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;ı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;smının tevil etmesiyle birlikte çoğunluğunun müteşabih olan nasslar hususunda izledikleri yol, bu müteşabih olan nassları zahirlerine hamletmemektir (benzetme içerecek bir manada anlamamaktır) ve üzerlerinde durmayarak benzetmeksizin, nasıllık isnat etmeden Allâh’a layık bir anlamı olduğuna inanarak geçiştirmektir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;İbni teymiye, ibni Kayyim el-Cevziyye ve Muhammed ibn AbdulVehhâb gibi müşebbihe olan (Allâh’ı yaratıklara benzetmeye kalkan) şimdikl vehhabilerin de Allâh’a “OTURMA“ sıfatını isnat etmeyi devam ettirdiklerini pekiştirmek için misal verilecek olursa:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Aşağıdaki resimde görüldüpü gibi Akaitle ilgili olan bu kitabı vehhabi olan AbdulAziz ibn Faysal adında biri yazmıştır. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Kitabı takdim eden de koyu vehhabi Salih ibn Fevzandır.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;img src="http://www.muslems.net/vb/uploaded/37_1195344387.jpg" alt="" border="0" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bu kitapta Allâh’a “OTURMA” sıfatı açıkca isnat edildiği halde Salih ibn Fevzan bu kitap için takriz yazmıştır aşağıdaki resimde görüldüğü gibi:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;img src="http://www.muslems.net/vb/uploaded/37_1195344520.jpg" alt="" border="0" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Sözkonusu olan vehhabi AbdulAziz ibn Faysal’ın kitabında, Allâh hakkında “OTURMA” sıfatını kullandığı ifade ise aşağıdaki resimde görüldüğü gibi ortadadır ve tevil edilemeyecek şekilde sarihtir (belirgin, açık):&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;img src="http://www.muslems.net/vb/uploaded/37_1195344629.jpg" alt="" border="0" /&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Arapçayı anlamayanlar için yukarıdaki sayfada geçen yazı özetlenecek olursa, yazar haşa “Allâh’ın istivası, oturmaktan başka türlü olur mu?” diyen birisinin sözünü naklediyor bir de ardından yorum yaparak “Bu söz ise doğrudur üzerine toz konmuşluğu yoktur…” diyerek o küfür sözünü böylece doğrulamaya kalkıyor.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bir vehhabinin, arapça dilinde Allâh’a “OTURMA” sıfatını diliyle nasıl isnat ettiğini kendi kulakları ve gözleri ile duymak ve görmek isteyen, video çekimi olan şu görüntüleri izlesin:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;a href="http://www.muslems.net/madeeh/mojaseem.MPG" target="_blank"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;http://www.muslems.net/madeeh/mojaseem.MPG&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-7778222099538575368?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/7778222099538575368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=7778222099538575368' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/7778222099538575368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/7778222099538575368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/ibni-teymiye-ibni-kayyim-el-cevziyye-ve.html' title='İbni teymiye, İbni Kayyim el-Cevziyye ve Muhammed ibn AbdulVehhâb&apos;ın Allâh&apos;a haşa &quot;OTURMA&quot; sıfatını isnat etmeleri ve &quot;MEKAN&quot; tayin etmeleri'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-3419693501048276879</id><published>2008-06-09T14:42:00.000+03:00</published><updated>2008-06-09T14:43:07.475+03:00</updated><title type='text'>Usul ve Kelam alimlerinin mücessime ile müşebbihe (Allâh'ın cisim ve yaratıklarına benzer olduğunu kabul edenler) fırkası için yaptıkları açıklamalar</title><content type='html'>&lt;div style="color: rgb(0, 0, 0);" id="post_message_6940"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Dünyaca meşhur olup hak olan çeşitli mezhebin alimleri tarafından sözleri alıntılanan ve kabul gören imam Ebu Mansur AbdulKahir el-Bağdâdî, ilim ehli tarafından “Et-tabsiratu’l-bağdadiye” adı altında tanınan “Usulu’d-dîn” [1] isimli kitabında mücessime (Allâh’ın cisim olduğunu kabul edenler) ile müşebbihe’nin (Allâh’ı yarattığı şeylere benzetenlerin) hükmüne değinerek şöyle demiştir: “Horasanın Kerramiyye’den olan cismiyyesine (Allâh’ın cisim olduğunu kabul edenlerine) gelince, onları tekfir etmek vaciptir (gereklidir) şu sözleri söyledikleri için: &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;(haşa) “Allâh’ın sınırı ve nihayeti olduğunu”, &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;(haşa) “Herhangi bir şeyi kendisinde yokken varlığa gelen bir görmeyle gördüğünü”, &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;(haşa) “İşittikleri şeyleri kendisinde yokken varlığa gelen bir idrakle işittiğini” ve (haşa) “Kendisinde idrakın yokken varlığa gelişi olmasaydı herhangi bir sesi idrak etmiş ve görülecek herhangi bir şeyi görmüş olmazdı” &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;Onlar, kendileri için Allâh Teâlâ’nın Zatına hâdis olan (yokken varlığa gelen) şeylerin dahil olacağını mümkün bulmaları sebebiyle fesatlık çıkarmışlardır.” Burada sözü sona ermiştir. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;İmam Ebu Mansur el-Bağdâdî “El-esmâu ve’s-sıfât” [2] isimli kitabında ise şöyle demiştir: “El-Eşari ve mutekellimun’un (kelam alimlerinin) en çoğu bidati küfür olan veya küfre yol açan her bidatçinin (kötü bidat sahibinin) tekfir edileceğini söylemişlerdir, (örnekler) mabudunun bir sureti olduğunu veya sınırı ve nihayeti olduğunu veya O’nun için hareketin ve durgunluğun mümkün olduğunu iddia edenler gibi.” Burada sözü sona ermiştir. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;İmam Gazali, "El-iktisadu fi'l-itikad" isimli kitabında imam Ebu Mansur el-Bağdâdî'nin sözüyle uyuşmayan bir söz söyleyerek mutezile ve müşebbihe gibi ve diğer sapık fırkaların tekfir edilmemesinin uygun olduğunu ifade etmiştir. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;Doğrusu şu ki imam Gazali bu hususta hata etmiştir. Dolayısıyla "El-iktisadu fi'l-itikad" isimli kitabında bu hususla ilgili söylediği sözlere güvenilmemelidir.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;Burada hicri 429 yılında vefat etmiş, eşari olan büyük bir imamdan bahsediliyor. İmam Gazali ise sonra gelmiştir ve kendisi de eşaridir. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;Ayrıca imam Gazali "El-Munkızu mine'd-dalal" isimli kitabında, önceden düştüğü ve sonradan döndüğü hataları olduğunu bildirmiştir. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;[1] Usulu’d-dîn, Daru’l-kutubu’l-ilmiyye baskısı, Beyrut, s. 361 &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;Osmanlı döneminin son Şeyhu’l-İslâmı olan Mustafa Sabri Efendinin vekilliğini yapmış olan Muhammed Zahid el-Kevserî de bu sözü benimseyerek “Makalat El-Kevserî” isimli kitabının Darus-selâm baskısı, Mısır, 260-261 sayfalarında imam Ebu Mansur el-Bağdâdî’den nakilde bulunmuştur. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;b&gt;[2] El-Kevserî, “Makalat El-Kevserî”, s. 261&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-3419693501048276879?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/3419693501048276879/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=3419693501048276879' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/3419693501048276879'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/3419693501048276879'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/usul-ve-kelam-alimlerinin-mcessime-ile.html' title='Usul ve Kelam alimlerinin mücessime ile müşebbihe (Allâh&apos;ın cisim ve yaratıklarına benzer olduğunu kabul edenler) fırkası için yaptıkları açıklamalar'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-1689638467412409392</id><published>2008-06-09T14:40:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:41:41.543+03:00</updated><title type='text'>Tefsir kitabı olarak tanıtılan "Tenviru'l-mikbâs min tefsiri ibni Abbâs" kitabı Abdullâh ibnu Abbâs'a ait değildir</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_6996"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlar "Tenviru'l-mikbâs min tefsiri ibni Abbâs" kitabının Abdullâh ibnu Abbâs'a ait olduğunu zannederler, bazıları da ait olup olmadığından şüphe ederler. Oysaki bu kitabın ona ait olmadığı ortadadır.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bu kitapta silsile-i kezib (yalan içerikli rivayet zinciri) vardır. Silsile-i kezib; es-Suddî'nin el-Kelibî'den, el-Kelibî'nin de Ebu Sâlih'ten rivayet edişidir. Dolayısıyla Allâh'ın arşa istivasını haşa arşa kurulmakla tefsir etmiş diye Abdullâh ibnu Abbâs'a isnad edilen rivayet bir yalandır. İmam Beyhakî "El-Esmâu ve's-sıfât" isimli kitabının 413. sayfasında, bahiskonusu olan rivayetin münker (karşı çıkılacak kötü) bir rivayet olduğunu söyler.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Dolayısıyla "Tenviru'l-mikbâs min tefsiri ibni Abbâs" isimli kitaba karşı uyarmak farzdır, çünkü bu kitabın İbni Abbâs'a ait olduğu, onun hakkında bir yalandır.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Kaynak:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Şam diyarının muhaddisi allame Abdullâh el-Harari Hocaefendiye ait "Makalâtu's-sunniyyetu fi keşfi dalalat Ahmed ibni Teymiye" (Ahmed ibni Teymiyenin dalaletlerini keşfetme hususunda sünni makaleler) kitabı, Daru'l-Meşârî', 5.baskı, s. 180&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-1689638467412409392?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/1689638467412409392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=1689638467412409392' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1689638467412409392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1689638467412409392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/tefsir-kitab-olarak-tantlan-tenvirul.html' title='Tefsir kitabı olarak tanıtılan &quot;Tenviru&apos;l-mikbâs min tefsiri ibni Abbâs&quot; kitabı Abdullâh ibnu Abbâs&apos;a ait değildir'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-6154473396437073750</id><published>2008-06-09T14:39:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:40:19.352+03:00</updated><title type='text'>İzzeddin ibn Abdusselam’a ait olup türkçeye “İslâmî Hükümlerin Esas ve Hikmetleri“ adı altında çevirilen kitapta sokuşturma vardır</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;font-size:100%;"  &gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;İzzeddin ibn Abdusselam’a ait olan “Kavâidu’l-ahkâm fî mesâlihi’l-enâm“ isimli kitap, İz Yayıncılık tarafından “İslâmî Hükümlerin Esas ve Hikmetleri“ adı altında yayımlanmıştır. Bu kitaba arapça olan nüsha itibariyle sokuşturma yapılarak ve bu sokuşturma türkçeye de çevirilerek Dine aykırı olan şöyle bir ifade geçiyor: Avamdan olan bir cahil, Allâh’ın üst yönde olduğuna inanırsa bu durumda özürlü sayılır çünkü bir varlığın yönsüz olarak var olduğunu bilmek zor bir şeydir.“ Bu söz kesinlikle doğru değildir.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 204);"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;" &gt;İzzeddin ibn Abdusselam’ın böyle bir şeyi demiş olduğunu zannetmiyoruz. Çünkü dört mezhep imamı Allâh’ın bir yönde olduğunu söyleyen kimsenin küfre girdiğini söylerler. İzzeddin ibn Abdusselam gibi bir alim bu bilgiden haberdardır, dolayısıyla öyle bir söz söylememiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;" &gt; Dikkat edilmesi gereken kitap şudur:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;u&gt;&lt;img src="http://www.kitapkulubu.de/shop/assets/big/i_h_esas_hikmetleri.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-6154473396437073750?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/6154473396437073750/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=6154473396437073750' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/6154473396437073750'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/6154473396437073750'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/izzeddin-ibn-abdusselama-ait-olup_09.html' title='İzzeddin ibn Abdusselam’a ait olup türkçeye “İslâmî Hükümlerin Esas ve Hikmetleri“ adı altında çevirilen kitapta sokuşturma vardır'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-6614705981106642194</id><published>2008-06-09T14:37:00.002+03:00</published><updated>2008-06-09T14:38:43.507+03:00</updated><title type='text'>Vehhabi zihniyetli yazarlar ile vehhabi kaynaklı kitapları tanıyabilmek için gerekli bilgiler</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: arial;" id="post_message_11310"&gt;&lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;br /&gt;Vehhabi zihniyetli yazarlar ile vehhabi kaynaklı kitapları tanıyabilmek için, bu kitapların nerelerde basıldıklarına dair örnekler vermek isterim. Böylece müslüman bir kimse, inancının bozulmaması için hangi kitabı okumaması gerektiğini anlar ve ona göre önlem alır:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;      &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Aşağıdaki bilgiler, kendi sitelerine ve bildirilerine dayanmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;         &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Çeşitli ülkelerde olmak üzere vehhabilere ait kitap büroları ve yayınevleri: &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;      &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Batı Diyre Semti İslami Davet Bürosu/ Riyad - S.Arabistan&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;İslam'a Yeni Girenler Komitesi/ Medine-i Münevvere - S.Arabistan&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Suley Semti İslami Davet Bürosu /Riyad - S.Arabistan&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Şifa Semti İslami Davet Bürosu/ Riyad - S.Arabistan&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Rabva Semti İslâmî Dâvet Bürosu/ Riyad - S.Arabistan&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Ravda Semti İslami Davet Bürosu/ Riyad - S.Arabistan&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;el-Kasim Yayınevi/ Riyad - S.Arabistan&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;el-Cureysi Kurumu/ Riyad - S.Arabistan&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Cubeyl İslami Davet Bürosu/ Cubeyl - S.Arabistan&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;İslami İşler, Vakıflar, Davet ve İrşad Bakanlığı/ Riyad - S.Arabistan&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Kassim Bölgesi İslami davet Bürosu/ Kassim - S.Arabistan&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Guraba Yayınevi/ İstanbul - Türkiye&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Kitap ve Sünneti İhya Yayınları/ Ankara - Türkiye&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Uluslararası İslami Öğrenci Organizasyonları Birliği/ Kuveyt&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;               &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Vehhabi yazarlar: &lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Abdulazim el-Ciddavi &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Abdulaziz b. Abdullah Al-Şeyh &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Abdulaziz b. Abdullah b. Baz &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Abdulkadir Değirmenci &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Abdullah b. Abdulaziz el-İydan &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Abdullah b. Abdulhamid el-Eseri &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Abdullah b. Abdurrahman el-Cibrin &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Abdullah et-Tayyar &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Abdulmelik el-Kasim &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Abdulmelik el-Maliki &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Abdurrahman b. Hammad el-Umer &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Abdurrahman b. Nasır es-Sa'di &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Ahmed b. Sa'd el-Hamdan &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Ahmed b. Salim Baduvaylan &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Ahmed en-Nabulsi &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Ömer Ünal &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Bekr b. Abdullah Zeyd &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Cemaleddin el-Amra &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Cemaleddin Kutlu &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Ebubekir el-Cezairi &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Fadl İlahi Zahir &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Fikri Göncü &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Gazi Dağıstani &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Guraba Yayınevi &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Hafız el-Hakemi &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Halid b. Abdullah b. Nasır &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Halid el-Cureysi &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Hamed el-Ammar &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Harun Yıldırım &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Hüseyin Alıcı &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Hüseyin Aydın &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Kitap ve Sünneti İhya Yayınevi &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;M.Beşir Eryarsoy &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Medine-i Münevvere İslam Üniversitesi İlmi Araştırmalar Enstitüsü &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed Ali eş-Şevkani &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed Ali Kara &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed Ali Kari &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed b. Abdullah es-Selman &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed b. Abdurrahman el-Humeyyis &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed b. Salih el-Muneccid &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed b. Süleyman et-Temimi &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed b. İbrahim Şakra &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed b.Salih el-Useymin &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed Cemil Zeyno &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed Ebu Said el-Yarbuzi &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed es-Suhaym &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed eş-Şehavi &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed Ferzande &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;  &lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed Halil el-Herrras &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="font-family: arial;color:Navy;" &gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;·&lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;Muhammed Nasıruddin el-Elbani &lt;/span&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;( Türkçe ) &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-6614705981106642194?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/6614705981106642194/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=6614705981106642194' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/6614705981106642194'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/6614705981106642194'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/vehhabi-zihniyetli-yazarlar-ile-vehhabi_09.html' title='Vehhabi zihniyetli yazarlar ile vehhabi kaynaklı kitapları tanıyabilmek için gerekli bilgiler'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-4502541736160704791</id><published>2008-06-09T14:34:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:35:28.058+03:00</updated><title type='text'>Vehhabilerin tekfirciliği ve dalaletleri ile ilgili açıklamalar</title><content type='html'>&lt;b style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;İbn Baz, Buhari şerhi üzerine yaptığı talikinde (2. cüz, Daru’l-Marife baskısı, Beyrut s. 95) Sahabi olan Bilal ibnu el-Haris el-Muzeniyi tekfir etmiştir. Bununla da kalmayıp Bilal ibnu el-Harisin Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret etmesini ve hz. Ömerin Zamanında yaşanan kıtlık zamanında Peygamber Efendimizle tevessül etmesini şirk saymıştır. Bu tavra sahip olan tek o değildir. Büyük önderleri mücessim olan ibni teymiye de meşhur olan sahabi Abdullâh ibnu Ömeri tekfir etmiştir. Oysaki Peygamber Efendimiz Abdullâh ibnu Ömere salih olmakla şahitlik etmiştir. Ayırca ilim, anlayış ve vera ile tanınan birisiydi. İbni teymiyenin bu ifadesi ise “Iktidâ essiratu’l Mustekim” isimli kitabında ( Daru’l-Marife baskısı, Beyrut s. 390) İbni Ömerin Peygamber Efendimizin namaz kıldığı yerleri araştırdığını naklettikten sonra geçmektedir. İbni teymiye bunu zikretikten sonra aynen şu ifadeyi kullanır: “Bu ise Allâh’a şirk koşmaya vesiledir.” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;İşte İbni teymiyeyi kendine örnek alarak Bilal ibnu el-Haris el-Muzeniyi tekfir edenden ve onun yolunu izleyenlerden artık ne beklenir. İşte böyleleri kendileri hariç ümmeti kapsayacak şekilde umum-i tekfircilik hastalağına sahip olanlardır. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;Vehhabilerin kendileri ve yollarını benimseyenler hariç herkesi tekfir ettiklerine dair verilebilecek örneklerden biri şu ki Abdurrahman ibnu Hasen ibnu Muhammed bin AbdulVehhab’ın bizzat kaleme aldığı “Fethu’l-Mecid şerh Kitabettevhîd“(Bu kitaba AbdulAziz ibn Baz taliklerde bulunmuştur Darun-nedve el-cedide s. 190) isimli kitabında korkunç açıklamalarda bulunarak Şam diyarlarında, yemende, Arap yarım adasında, Hizacda, Irakta ve Mısırda bulunan Ehl-i Sünneti tekfir ediyor ve Şam ehlinin İbni Arabiye taptıklarını, Mısır ehlinin Bedeviye taptıklarnı, Irak ehlinin Ceylaniye taptıklarını, Hicaz ehlinin tağutlara, taşlara, ağaçlara ve kabirlere taptıkalarını iddia ediyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;Müslümanlardan oluşan bu yerler ve ülkelerin insanları onlara göre kafir ise Müslümanlar nerede kaldılar? &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İbn Salih Useymin, ki tipik vehhabilerdendir kendisi, imam Neveviyi ve İbni Hacer el-Askalanî’yi (rahimehumellâh) dalaletle itham etmeye cüret ederek “Likau’l babil meftuh” isimli kitabının (Daru’l-vatan baskısı, Riyad) 42. sayfasında şöyle demiştir: “Onların ikisi Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaatten değillerdir” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-4502541736160704791?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/4502541736160704791/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=4502541736160704791' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/4502541736160704791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/4502541736160704791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/vehhabilerin-tekfircilii-ve-dalaletleri_09.html' title='Vehhabilerin tekfirciliği ve dalaletleri ile ilgili açıklamalar'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-479779912714483949</id><published>2008-06-09T14:33:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:33:29.463+03:00</updated><title type='text'>Vehhâbilerin vahşeti ve tekfirciliği ile ilgili Türkiye çapında bazı Profesorlar ile Doçentlerin açıklamaları</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_7066"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Vehhâbilerin vahşeti ve tekfirciliği ile ilgili açıklamalar yapanlar sadece arap olan alimler ve yazarlar olmakla kalmıyor. Türkiye çapında da yazar olan bazı Profesorlar ile Doçentler açıklamalarda bulunmuşlardır. Bunlardan bazıları şunlardır.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Prof. Dr. Z. Kurşun şöyle demiştir [1]:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;“İbn Suud'un, kendilerine uymayan Mekke ve Medine ahalisini "mezhebi muktezasınca şirk ile ittiham ederek tecdid-i imana davet ettiğini" kaydeden Harem-i Nebevî müderrisi Abdurrahman, daha sonra "Yapılan münazara ve görüşmelerden elde edilen bilgilere göre; Vehhabîler, bu mezhebe mensub olmayan diğer ehl-i İslâm'a müşrik nazarıyla bakmakta ve bunların mezheblerine girmeleri için zorlanmalarını kendilerine vacib görmektedirler. Ayrıca, davetlerine uymayanların katlinin de gerekliliğine inanmaktadırlar"demektedir.”&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Doç. Dr. M. A. Büyükkara'nın kitabında şu bilgiler yer almaktadır [2]:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;“Kendilerinden olmayan veya kendileri gibi olmayan insanlar, Vehhabî ulema ve İhvan açısından kafir veya en azından kınanmayı haketmiş mücrim ve fasık kişilerdir.” (s.66)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;“Önlerine çıkan kadın, erkek, yaşlı, çocuk, kim olursa olsun genellikle sağ kurtulamazdı. Esir alma adetleri yoktu.” (s.78)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;Prof. Dr. Erman Artun da şu bilgilere yer vermiştir [3]:&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;“Vehhabîler, pek çok sünni ve şii ulemayı, halktan binlerce kişiyi kılıçtan geçirdiler. Kur'an ve Hadisler dışındaki kaynakları bid'at kabul ettikleri için dini, tarihi ve edebi eserleri parçaladılar, İslam büyüklerinin ve ashabın mezarlarını yıktılar. ... Kerbela, Taif, Mekke, Medine ve Hicaz’ı alıp yağmaladılar.”&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;[1] Doç. Dr. Zekeriya Kurşun, Tarih ve Medeniyet, Sayı 30.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;[2] Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan'dan Cüheyman'a Suudi Arabistan ve Vehhabîlik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;&lt;b&gt;[3] Prof. Dr. Erman Artun, 19. Yüzyıl Osmanlı Dönemi Ortadoğu’nun Sosyal Tarihine Bir Kaynak : Aşık Esrari’nin Vehhabî Destanı. (Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.)&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-479779912714483949?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/479779912714483949/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=479779912714483949' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/479779912714483949'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/479779912714483949'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/vehhbilerin-vaheti-ve-tekfircilii-ile.html' title='Vehhâbilerin vahşeti ve tekfirciliği ile ilgili Türkiye çapında bazı Profesorlar ile Doçentlerin açıklamaları'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-2211624882567813842</id><published>2008-06-09T14:31:00.000+03:00</published><updated>2008-06-09T14:32:19.136+03:00</updated><title type='text'>Mevlid-i Şerîf’in kutlanmasının caiz olduğuna dair bazı deliller</title><content type='html'>&lt;b style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sevgili Peygamber Efendimiz Aleyhisselam şöyle buyurmuştur:&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt; &lt;div style="color: rgb(0, 0, 0);" align="right"&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;مَنْ سَنَّ فِي الإِسْلاَمِ سُنّةً حَسَنَةً فَلَهُ أَجْرُهَا وَأَجْرَ مَنْ عَمِلَ بِهَا بَعْدَهُ مِنْ غَيْرِ أَنْ&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;يَنْقُصَ مِنْ أُجُورِهِمْ شَيْءٌ، وَمَنْ سَنَّ فِي الإِسْلاَمِ سُنَّةً سَيِّئَةً كَانَ عَلَيْهِ وِزْرُهَا وَوِزْرُ&lt;/span&gt; &lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;مَنْ عَمِلَ بِهَا مِن بَعْدِهِ مِنْ غَيْرِ أَنْ يَنْقُصَ مِنْ أَوْزَارِهِمْ شَيْءٌ" رَوَاهُ مُسْلِم&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;   &lt;br /&gt;   &lt;b style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hadis-i şerifin meali: “Kim İslâm’da güzel bir yol açarsa o, onun ecrini (sevabını) ve kendisinden sonra onu yapanların (yaptıkları o amelin benzer) ecrini, onların ecirlerinden bir şey eksilmeksizin kazanır. Ve kim İslâm'da kötü bir yol açarsa onun günahı &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;ve kendisinden sonra onu yapanların (&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;yaptıkları o amelin&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;) günahı, &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;onların günahlarından bir şey eksilmeksizin &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;onun aleyine olur.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;”&lt;br /&gt;Bunu Muslim rivayet etmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;   &lt;b style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Yerzünün doğusu ile batısındaki alimler ve sadık olan sufiler Mevlid-i Şerîf’in kutlanmasının caiz olduğuna katılmışlardır. Bu alimlerden bazıları; Hadis hafızı Ahmed ibni Hacer el-Askalânî, onun öğrencisi hadisi hafızı es-Sehavî ve hadis hafızı es-Suyutîdir. Es-Suyutînin, “&lt;u&gt;H&lt;/u&gt;usnu’l-meksidi fî ameli’l-mevlid”(Mevlid yapılmasındaki güzel amaç) diye isimlendirdiği bir risalesi de vardır.&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-2211624882567813842?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/2211624882567813842/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=2211624882567813842' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2211624882567813842'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2211624882567813842'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/mevlid-i-erfin-kutlanmasnn-caiz-olduuna.html' title='Mevlid-i Şerîf’in kutlanmasının caiz olduğuna dair bazı deliller'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-8206385803568746683</id><published>2008-06-09T14:29:00.002+03:00</published><updated>2008-06-09T14:30:59.331+03:00</updated><title type='text'>Yüce Allâh’ın küfür üzere ölen kimseleri af etmeyeceğine dair</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_8690"&gt;  &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;Yüce Allâh’ın, küfür üzere ölen kimseleri af etmeyeceği ve rahmet etmeyeceği Kur’an ve Nebevi nassı ile sabittir. Bunun aksini iddia eden Allâh’ın Dini yalanlamış olur. Hanefi alimlerin ileriye gelmişlerinden olan imam Nesefi: “Nassları (Kur’an ayetlerini veya sabit olan Hadisler’deki hükümleri) red etmek küfürdür” demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;       &lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;{إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَن سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ مَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ}&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;ammed suresi/30.ayet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Bu ayette net bir şekilde Allâh’ın, küfür üzere ölen kimseleri  af etmeyeceği bildirimektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;           &lt;div align="center"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;{وَرَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ فَسَأَكْتُبُهَا لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ}&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  El-E’râf suresi/156. ayet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ayette Allâh’ın rahmeti her şeyi kapsamıştır yönünde geçen anlam, henüz ölmeyip de yaşamakta olan kafirin dünyadaki halini de kapsamaktadır. Yani dünya hayatını yaşayan mümine de kafire de Allâh rahmet eder. Bu şu anlama gelir Allâh onlara da sıhhat verir, bol rızık verir ve saire. Ayetin devamında ise rahmetin ahirette şirkten sakınlanlara yani müminlere has olduğu bildirilmektedir. Yani küfür üzere ölen kimselere ahirette rahmet yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;           &lt;div align="center"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;{&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;وَلاَ يَرْضَى لِعِبَادِه ِ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;الْكُفْرَ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt; }&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;  Ez-Zumer suresi/7. ayet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Bu ayette net bir şekilde Allâh’ın, kulları için küfre razı olmadığı bildirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla işlenen küfürlere kesinlikle razı olunamaz, saygı da duyulamaz. İslâm alimleri bir kaide olarak demişlerdir ki: “Küfre rıza göstermek küfürdür”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh’ın küfre razı olmaması, İslâm Dininin diğer dinlere saygılı olmadığına delalet eder. Bunun aksini iddia ederek İslâm Dininin diğer dinlere saygılı olduğunu söyleyen bir kimse İslâm Dinini yalanlamış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı insanlar bu bozuk anlayışları için bir de alakasız olan bir hadis-i şerifi delil göstermeye çalışırlar. Bu durum ise onların hadis-i şerifi yanlış anlamalarından kaynaklanmaktadır. Böylece de böylelerinin Dini bilgilerde güvenilir olmadıkları ve Dini bilgilerde, hadisler hususunda yetersiz oldukları ortaya çıkmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözkonusu olan insanların yanlış anladıkları nokta şu ki Peygamber Efendimiz Aleyhisselam güya yahudi olan bir insanın cenazesi götürülürken ona saygı duyarak ayağa kalkmış. Oysaki bu söz, doğru anlayıştan yoksun olan yanlış bir yorumdan başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yahudinin cenazesi (ölüsü) götürülürken Peygamber Efendimizin Aleyhisselam ayağa kalkması ve bunun üzerine kendisine bir şeylerin söylenmesi ve Peygamber Efendimizin Aleyhisselam mealen: “O bir can değil midir?!” diye cevap vermesi yönünde Buharide geçen sahih hadisteki bu bilgiler, Peygamber Efendimizin Aleyhisselam, o insanı yüceltmek için ayağa kalktı anlamına gelmez. Bu olay, Peygamber Efendimizin Aleyhisselam ölüm durumunun korkulu olduğunu belirtmesi ve o cenaze ile birlikte olan melekleri yüceltmesi anlamına gelir. Buna İbni Hibbân’ın, Peygamber Efendimizin Aleyhisselam mealen: “Ancak onunla (küfür üzere olan kimsenin cenazesiyle) birlikte olan için (melek için) kalkarsınız” buyurduğuna dair rivayet ettiği hadis-i şerif işaret etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni Hibbân’ın Abdullâh ibnu Ömer hadisinden rivayet ettiği nass ise şöyledir: “Adamın birisi Allâh’ın resûlüne: “Yâ Resûlellâh, yanımızdan kafirin cenazesi geçer, onun için ayağa kalkalım mı? diye sorarken, Peygamber Efendimiz Aleyhisselam mealen: “Evet onun için ayağa kalkın, sizler (aslında) onun için (kafir olan o insan için) ayağa kalkacak değilsiniz, siz ancak ruhları kabzedeni (alanı) yüceltmek için kalkarsınız.” buyurmuştur. Şu halde bu olay böyle yorumlanmalıdır, zamanın muhaddisi allame Abdullâh el-Hararî Hocaefendi (Allâh onun ömrünü uzun eylesin) “Buğyetuttalib li ma’rifeti ilmiddin el-vacib” kitabında bu önemli tespitlerde bulunarak açıkladığı gibi. [1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Buğyetuttalibi li ma’rifeti'l-ilmiddîniyyi'l-vacib, Dâru’l-Meşârî’, c.1, s. 353, 7. baskı&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-8206385803568746683?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/8206385803568746683/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=8206385803568746683' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/8206385803568746683'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/8206385803568746683'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/yce-allhn-kfr-zere-len-kimseleri-af.html' title='Yüce Allâh’ın küfür üzere ölen kimseleri af etmeyeceğine dair'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-1102113190868772996</id><published>2008-06-09T14:29:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:29:50.250+03:00</updated><title type='text'>Önemli bir uyarı: Bütün müslümanların tüm günahları af olunsun diye dua edilemez</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Şevberî “Tecrid haşiyetir-ramli el-kebir”inde(1) şu açıklamada bulunmuştur: “İbn Abdusselâm ‘Âmalî’ eserinde bir de Gazali erkek ve kadın mü’minlerin tüm günahları af olunsun ve cehenneme girmesinler şeklinde dua etmenin kesinlikle haram kılındığını kabul etmişlerdir. Çünkü Allâh’ın ve Allâh’ın Resulünün (sallallâhu aleyhi ve sellem) bildirmesi, müminlerin içlerinde cehheneme girecek kimselerin bulunacağını kesin ifade ettiğini kabul ederiz…”&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bu duada (bütün müslümanların tüm günahlarının af olunmasını dilemekte) nassları red etme vardır. Nassları red etmek ise İmam Nesefinin meşhur olan akidesinde dediği gibi küfürdür. İmam Ebu Cefer et-Tahâvî ise şöyle demiştir:“ Azap görülmeyeceğinden emin olmak (Allâh’ın tüm günahkar müslümanları af edeceğine inanmak) ve ümit kesmek (Allâh’ın günahkar olan tüm müslümanlara azap vereceğine inanmak) milletten (İslâm milletinden) çıkarır”&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Allâh’ın hiç bir günahkara azap vermeyeceğine inanmak, dalalete saplanmış olan mürcie fırkasının akidesidir (inancıdır) ki bu fırka küfre girmiş olan ehl-i ehvâ’dandır(2). Küfre girmelerinin sebebi ise şöyle demeleridir: “Müslüman olmakla birlikte hiç bir günah zarar vermez nasıl ki kafir olmakla birlikte hasene (iyilik) yarar vermiyorsa” &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bu yaptıkları kıyas bozuktur. Evet gayr-i müslim olan bir kimse ne kadar iyilik yapsa ahirette bundan yararlanamaz. Ancak gayr-i müslim olan kimse Hadis-i şerifte bildirildiği gibi yaptığı iyiliklerinin karşılığını bu dünyada alır. Ahirette ise nasslardan anlaşılacağı gibi gayr-i mü’min, Allâh’ın rahmetinden ve affından yoksundur. Dolayısyla böylesi için Allâh’tan af veya rahmet dilenemez. Küfür üzerinde ölen birisi için Allâh’tan af dileyen kimse sanki diyor ki“Yâ Allâh Kur’anda, kendisini af etmeyeceksin diye bildirdiğin kimseyi sen yine de af et” Bu tür sözlerden Allâh’a sığınırız.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bu zikrettiklerimizden anlaşılır ki efendimiz Ebu Bekir’e (radıyallâhu anhu) atfedilen bir söz vardır ki kesinlikle aslı yoktur. Uydurulmuş olarak efendimiz Ebu Bekir’e (radıyallâhu anhu) atfedilir ki şöyle demiş: “Yâ Allâh benim vücudumu öyle büyük kıl kı ve beni cehennem girdir ki benden başkası giremesin”&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Efendimiz Ebu Bekir (radıyallâhu anhu) bu sözü söyledi diye nakleden kimse şer’i nassları reddeden, Dine muhalefet eden bir sözü güzel bulmuş olur. Böylecede ilimdeki seviyesi belli olur, yani gerçek ilim adamı olmadığı belli olur.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bu zamanımızda ilim adamı olarak ön plana geçirilen kimi insanlardan bu uydurulmuş sözü duymak, doğrusu hayret edilecek bir durumdur. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Efendimiz Ebu Bekir (radıyallâhu anhu) gelmiş geçmiş ve gelecek olan evliya insanların en üstünür yani Peygamberlerden (aleyhimussâlâtu vesselâm) sonra insanların en üstünüdür. Böyle olan bir zat, nasıl olurda Allâh’a karşı edepsizlik edip de Dine aykırı olan böyle bir sözü söyleyebilsin?! Evliya olan kullar Peygamberlerden (aleyhimussâlâtu vesselâm) sonra Allâh’a ve şeriatine karşı en edepli olan insanlardır.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;O halde Dini yalanlayan tüm sözlerden Allâh’ın meczup olmayan evliya kullarını tenzih ederiz. Ancak Allâh sevgisinden dolayı kendinden geçip de ne dediğinin farkında olmayan mezcup bir Evliya, Dine aykırı bir söz söylediği zaman ona günah yazılmaz çünkü kendsinde değil. Yani onun hüküm açısından durumu, aklını kaybetmiş mecnun olan insanın durumu gibidir. Mecnun olan insan için sorumluluk yoktur ona günah yazılmaz. Buna rağmen kendinden geçmiş olan mezcup olan bir Evliyadan Dine aykırı bir söz duyulursa ona karşı çıkılmalıdır, sakit kalınmamalıdır. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Duada Müslümanlar için af dilemeye gelince, yani “Yâ Allâh erkek ve kadın olan mü’minleri af eyle” şeklinde dua etmek şu şekilde anlaşılmaldır: “Yâ Allâh mü’minlerden kimilerinin tüm günahlarını af et, kimilerinin de bazı günahlarını af et” &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Şu halde “Yâ Allâh erkek ve kadın olan mü’minleri af eyle” şeklinde dua etmek bütün mü’minlerin tüm günahlarının af olunmasını dilemek anlamında değildir. &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Bir hadis-i şerifte mealen şöyle geçmektedir: “Kim erkek ve kadın olan mü’minler için (Allâh’tan) af dilerse onların adedi kadar hasene kazanır.”&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;(1) Ravdut-tâlib şerhinin hamişi, c.1, s.256&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;(2) Ehl-i ehva yani Ehl-i Sünnetten sapmış olanlar, iki kısma ayrılırlar. Onlardan kimileri itikat ile ilgili olarak ortaya getirdikleri kötü bidat ile küfre girmeyip sadece günaha girmişlerdir. Kimileri de itikat ile ilgili olarak ortaya getirdikleri kötü bidat ile küfre girmişlerdir. Dolayısıyla murcie fırkası gibi küfrü gerektirecek kötü bidat sahibi olanlar tekfir edilirler, müslümanlardan sayılamazlar.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-1102113190868772996?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/1102113190868772996/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=1102113190868772996' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1102113190868772996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1102113190868772996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/nemli-bir-uyar-btn-mslmanlarn-tm.html' title='Önemli bir uyarı: Bütün müslümanların tüm günahları af olunsun diye dua edilemez'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-8238297645820572427</id><published>2008-06-09T14:20:00.000+03:00</published><updated>2008-06-09T14:21:17.719+03:00</updated><title type='text'>Allâh’a mekan tayin eden veya cisim olduğunu söyleyen kimse muteber alimlere göre müslüman değildir</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_9038"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Allâh’a mekan tayin eden veya cisim olduğunu söyleyen kimse&lt;br /&gt;muteber alimlere göre müslüman değildir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; Hadis hafızı ibni Hacer el-Askalânî “Edduraru’l kâmine fî e’yâni'l-mi'etissamine” isimli kitabının 4. cildinin 197. sayfasında İbni Muallim el-Kuraşî’nin hal tercümesini yaparak şöyle demiştir: Muhammed b. Muhammed b. Osman b. Ömer b. Abdu’l-Hâlik b. Hasan el-Kuraşî el-Mısrî Fahruddîn b. Muhyiddîn ibni Muallim el-Kuraşî olarak tanınmaktadır. O, h. 660 senesinde doğmuş, ibni Allâk, ibnu Ennahhâs ve daha başkalarından ilim almış ve anlatmıştır. Halilullâh’ın (İbrahîm aleyhisselâm’ın) beldesinde ve Ezriatta kadılığı üstlenmesi sağlanmıştır. Ayrıca kitapları ve manzumesi olan cömert birisiydi ve 725 senesinde cumade’l ahira ayında Dimeşkte ölmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşağadaki görüntüler İbni Muallim el-Kuraşî’nin “Necmu’l-muhtedî” kitabının ilk ve sonraki bahiskonusu olan sayfalarının görüntüleridir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;          &lt;br /&gt;         &lt;img src="http://www.muslems.net/vb/attachment.php?attachmentid=2850&amp;amp;stc=1" alt="" border="0" /&gt;&lt;img src="http://www.ahlussunah.org/images/mafaheem/moallem/M-1.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;img src="http://www.muslems.net/vb/attachment.php?attachmentid=2853&amp;amp;stc=1" alt="" border="0" /&gt;&lt;img src="http://www.ahlussunah.org/images/mafaheem/moallem/M-2.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;   &lt;img src="http://www.ahlussunah.org/images/mafaheem/moallem/M-3.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;img src="http://www.muslems.net/vb/attachment.php?attachmentid=2851&amp;amp;stc=1" alt="" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İbni Muallim el-Kuraşîye ait “Necmu’l-muhtedî”[1] kitabının 551. sayfasında (yukarıdaki görüntüde görüldüğü gibi) şöyle geçmektedir: &lt;i&gt;“Kur’anın&lt;/i&gt;[2]&lt;i&gt; mahluk (yaratık) olduğunu, Allâh’ın yoklukta olanları var oluşlarından önce bilmediğini söyleyenler ve Kader’e iman etmeyenler gibi ehl-i kıbleden olup (kendilerini müslümanlardan sayıp) da tekfir ettiklerimiz icma ile küfrüne hükmedilmiş kimselerdir. &lt;b&gt;Aynı şekilde Allâh’ın arşın üzerinde oturduğuna inanan da küfre girmiş birisidir&lt;/b&gt;. Nitekim bunu Kadı Hüseyin imam Şafiînin sözü olarak bildirmiştir”&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;img src="http://www.ahlussunah.org/images/mafaheem/moallem/M-4.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;   &lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ayrıca İbni Muallim el-Kuraşî’nin “Necmu’l-muhtedî” kitabının 588. sayfasında şöyle geçmektedir: &lt;i&gt;“Alî radıyallâhu anhu şöyle demiştir&lt;b&gt;: ‘Bir topluluk kıyametin yakınlaştığı bir devirde kafir olarak (doğru yoldan) döneceklerdir’&lt;/b&gt; Bunun üzerine bir adam: ‘Onların küfre girmeleri hangi şekilde olacaktır, kötü olan bidatı ortaya getirerek mi yoksa inkar etmekle mi?’ diye sorunca, Efendimiz Alî radıyallahu anhu: &lt;b&gt;‘İnkar etmekle, onlar Yaratıcılarını inkar ederek O’nu cisim ve uzuvlarla vasıflandıracaklardır (nitelendireceklerdir)&lt;/b&gt;’diye cevap vermiştir.”&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt; Kadı Hüseyin İmam Şafiînin ashabının en büyüklerinden birisiydi. İmam Abdu’l-Kerim er-Rafiî onun hakkında şöyle demiştir: “Ona ümmetin habri (âlimi) lakabını verirlerdi” &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Ayrıca imam Ebu Hanîfe radıyallâhu şöyle demiştir: &lt;i&gt;“Hiç kimse Allâh’ı bilmemekle özürlü kabul edilmez”.  &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     İmam Ebu Hanîfeye göre İslâm çağrısını yani Allâh’tan başka bir İlâh’ın bulunmadığını ve Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;ammed’in Allâh’ın Resulü olduğunu duymamış putperest bir insan dahi Allâh’ı bilmeyerek öldüğü takdirde özürlü kabul edilmiyorken kendini müslüman sanarak Allâh’ın bir mekanda olduğuna inanan bir kimse nasıl olur da özürlü olarak kabul edilir!?. Oysa ki böyle inanan bir kimse de Allâh’ı bilememiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu bilgilerden sonra mücessimeyi (Allâh’ın cisim olduğuna inananları) tekfir etmeyenlerden yana olarak şafiî olarak tanınan ve daha başkalarından olan bazılarının sözlerine aldırılamaz. Dolayısıyla mücessimenin küfre girdiklerinin tespiti için şu ayet delildir:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;                           &lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:Navy;"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;{لَيْسَ كَمِثْلٍهِ شَئٌ}&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Manası: “Hiç bir şey O’na (Allâh’a) benzemez” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca kendini şafiî olarak sayan birisi, icmaî (müçtehid olan alimlerin sözbirliği ile kararlaştırılmış) olan bir meselede, nasıl olur da Allâh’ı cisim olarak vasıflandıran kimseyi tekfir eden imamına (imam Şafiî'ye) muhalefet eder !?.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  [1] Bu el yazma kitap; Fransa’daki Paris şehrinin Milli Kütüphanesinde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;[2] Kur’an iki anlamda kullanılır, bir anlamı vahiy yoluyla indirilen lafızdır, diğer anlamı ise Allâh’ın Zatının kelamıdır ki bu harf ve ses ile değildir yaratık da değildir. İşte burada bu ikinci anlam kastedilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-8238297645820572427?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/8238297645820572427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=8238297645820572427' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/8238297645820572427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/8238297645820572427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/allha-mekan-tayin-eden-veya-cisim.html' title='Allâh’a mekan tayin eden veya cisim olduğunu söyleyen kimse muteber alimlere göre müslüman değildir'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-9148344606741073863</id><published>2008-06-09T14:19:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:19:39.206+03:00</updated><title type='text'>Vehhabiler ibni teymiyeyi şeyhulislam adlandırdıkları halde ona karşı çelişki içindedirler</title><content type='html'>&lt;b&gt;Bilindiği gibi, vehhabiler Peygamber Efendimize Aleyhisselam seslenerek "Yâ Muhammed" diyeni veya bir Evliyaya &lt;/b&gt;&lt;b&gt;mesela&lt;/b&gt;&lt;b&gt; "Yâ şeyh Ahmed er-Rifâî" diye &lt;/b&gt;&lt;b&gt;seslenen &lt;/b&gt;&lt;b&gt;kişiyi kafir saymaktadırlar. Bu ise haksız yeredir. Böyle diyenleri kafir saymaları hususunda gerekçeleri ise bu şekilde seslenen kişi, seslendiği zata tapmış oluyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar kötü olan bir anlayış ve su-i zan dolu bir ithamdan Allâh'a sığınırız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysaki müslümanlar Peygamber Efendimize Aleyhisselam seslenerek "Yâ Muhammed" dedikleri zaman bu şu manaya gelir: "Yâ Muhammed Allâh'a dua etmenle bize yetiş"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müçtehit olan İbni Cerir et-Taberi, "Tarih" kitabında sahabilerden olan Bilal ibnu Hâris el-Muzenînin hadisesini anlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadis özetle şundan ibarettir:  Bilal ibnu Hâris el-Muzenî Hz. Ömerin &lt;/b&gt;&lt;b&gt;(radıyallâhu anhu)&lt;/b&gt;&lt;b&gt; zamanında meydana gelen kuraklık nedeniyle Peygamber Efendimizin Aleyhisselam&lt;/b&gt; &lt;b&gt;kabrine gider ve ona "Yâ Rasulellâh" diye hitap ederek şöyle der: "Ümmetin için yağmur dile, onlar mahvoldular"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;O gece Bilal ibnu Hâris el-Muzenî Peygamber Efendimizi Aleyhisselam rüyasında görür ve Peygamber Efendimiz Aleyhisselam ona mealen der ki: "Ömere benden selam söyle ve ona bildir ki onlara yağmur inecektir ve ona deki: 'Elden gelen gayreti göster'"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilal ibnu Hâris el-Muzenî bu rüyayı  Hz. Ömere &lt;/b&gt;&lt;b&gt;(radıyallâhu anhu) &lt;/b&gt;&lt;b&gt;bildirdiğinde, kendisi bundan çok etkilenir ve "Yâ Rab aciz oluğum şeyler hariç elden gelen gayreti göstereceğim" der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat Bilal ibnu Hâris el-Muzenîyi, bu uyguladığı tavırla ilgili olarak hiç bir şekilde azarlamaz ve kınamaz. Caiz ve faydalı olan bir şey yaptıktan sonra ona neden karşı çıksın ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt; Ayrıca sahabilerin katıldığı bir savaşta müslümanların şıarı "Ya Muhammedâh" idi. Yani gönülden, içten hasret duyulana seslenecek şekilde "Yâ Muhammed" anlamında gelen söz idi.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticede vehhabiler "Yâ Muhammed" diyeni tekfir etmekle "Yâ Rasulellâh" diyen sahabi Bilal ibnu Hâris el-Muzenîyi de tekfir etmiş (kafir saymış) olurlar.&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Oysaki &lt;/b&gt;&lt;b&gt;Bilal ibnu Hâris el-Muzenî,&lt;/b&gt;&lt;b&gt; Peygamber Efendimizi rüyasında görmüş bir zattır. Peygamber Efendimizi Aleyhisselam rüyasında gören kimse hakkına ise ilim adamları der ki, böyle birisi muhakkak ki iman üzerinde ölecektir, böyle bir kişi için bu müjde vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh'ın verdiği nimetleri anlatma bakımından derim ki Allâh'a hamd olsun ki bizim tarafımızdan öğtetilen Ehl-i Sünnet itikadını öğrenen birçok kişiye Peygamber Efendimizi Aleyhisselam rüyada görmek nasip oluyor. Bu ise öğrenilen bilgilerin doğruluğuna ve sağlamlığına işaret eder. Hatta kimileri öğrenmeye başladığı ilk aylarda bile görebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vehhabilerin ibni teymiyeye karşı içinde oldukları çelişkiye gelince, malum olduğu gibi vehhabiler Peygamber Efendimize Aleyhisselam seslenerek "Yâ Muhammed" diyeni kafir sayarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de bakalım ki vehhabilerin şeyhulislam olarak kabul ettikleri ve çok kabarttıkları ibni teymiye bu olay için "El-Kelimu't-tayyib" (Güzel kelime) isimli kitabında ne diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni teymiye, Abdullâh ibnu Ömerin başından geçen bir olayı anlatarak der ki: "Abdullâh ibnu Ömer, ayağında meydana gelen hadere (felçe benzer bir rahatsızlığa) yakalandığında ona denildi ki: 'Senin için insanlardan en sevimli olanın ismini an' İbni Ömer de bunun üzerine "Yâ Muhammed" dedi. Böylece de sanki düğümlenmiş bir düğüm çözülmüş gibi birden iyileşti"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat çeken nokta şu ki ibni teymiye bu olayı kötü bulmamıştır, bilakis güzel bulmuştur. Çünkü bu olayı güzel bulduğu, kitabın adından anlaşılır. Adı üstündedir "El-Kelimu't-tayyib" (Güzel kelime).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malumdur ki küfrü güzel bulmak küfürdür. Bahsi geçen bu olayda vehhabilere göre küfür olan bir durum vardır (Ehl-i Sünnete göre değil) o da Peygamber Efendimize Aleyhisselam vefatından sonra seslenerek "Yâ Muhammed" demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu verdikleri hükme göre, küfür olarak kabul etmiş oldukları bir eylemi (yani kendi inançlarına göre Peygamber Efendimize Aleyhisselam vefatından sonra seslenerek "Yâ Muhammed" demeyi), ibni teymiye güzel bulmuştur. İşte vehhabiler aslında böylece hükmen ibni teymiyeyi kafir olarak saydıkları halde ona yine de şeyhulislam demekten geride kalmazlar, onu müslümanların en büyük alimlerinden birisi olarak sayarlar, hatta onun sözlerine toz kondurtmayıp her türlü savunmada bulunarak sözlerini kendileri için, Kur'an gibi delil kabul ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sizce de büyük bir çelişki değil midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh bunlara aklı güzelce kullanmayı nasip eylesin. Deliller aleylerinde oldukları halde izledikleri yola devam etmeye ısrar ediyorlar.&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-9148344606741073863?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/9148344606741073863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=9148344606741073863' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/9148344606741073863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/9148344606741073863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/vehhabiler-ibni-teymiyeyi-eyhulislam.html' title='Vehhabiler ibni teymiyeyi şeyhulislam adlandırdıkları halde ona karşı çelişki içindedirler'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-7631937600761699342</id><published>2008-06-09T14:17:00.000+03:00</published><updated>2008-06-09T14:18:04.930+03:00</updated><title type='text'>İbni teymiyenin Allâh'a hareketi isnat etmesi ve alimlerin buna karşı cevapları</title><content type='html'>&lt;b&gt;Bu yazdıklarımı sakince okumanızı ve bir karşılaştırma yapmanızı tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;b&gt;قال ابن تيمية في كتابه المسمى: "موافقة صريح المعقول لصحيح المنقول" [2/26] ما نصه: ... لأن الحي القيوم يفعل ما يشاء و يتحرك إذا شاء و يهبط ويرتفع إذا شاء ويقوم ويجلس إذا شاء لأن أمارة ما بين الحي والميت التحرك&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;İbni Teymiye, “Muvafakatu sarihi’l-ma’kul li sahihi’l-menkul” diye adlandırılan kitabının 2. cildinin 26. sayfasında şöyle demiştir:&lt;br /&gt;“...Çünkü El-Hayy ve El-Kayyûm (yani Allâh), dilediğini yapar, dilerse hareket eder, dilerse (yükseklikten aşağıya doğru) iner ve (aşağıdan yukarıya doğru) yükselir ve dilerse kalkar ve oturur. Çünkü diri ve ölü olmak arasındaki alamet hareket etmektir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni teymiyenin, bu sözlerini nereden aldığı incelenecek olursa karşımıza dikkat çekici şu gerçekler ortaya çıkıyor. İbni teymiyen bu sözlerini, kendinden önce gelen ve zamanında mücessime fırkasının sancağını taşıyan Darimiden almıştır. Bunun kanıtı ise bizzat Darimiye ait olan sözlerdir. Buna dair bazı misaller:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;b&gt;فقد قال[1] في (كتاب النقض) ص 20: "الحي القيوم يفعل ما يشاء، ويتحرك إذا شاء، وينزل ويرتفع إذا شاء، … ويقوم ويجلس إذا شاء، لأن أمارة ما بين الحي والميت التحرك، كل حي متحرك لا محالة وكل ميت غيرمتحرك لامحالة" نقله عنه الكوثري في مقالاته &lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Darimi “Kitabu’n-nakd” isimli kitabının 20. sayfasında şöyle demiştir: “El-Hayy ve El-Kayyûm (yani Allâh), dilediğini yapar, dilerse hareket eder, dilerse (yükseklikten aşağıya doğru) iner ve (aşağıdan yukarıya doğru) yükselir … ve dilerse kalkar ve oturur. Çünkü diri ve ölü olmak arasındaki alamet hareket etmektir. Her diri kesinlikle hareketlidir ve her ölü kesinlikle hareketli değildir.“&lt;br /&gt;Bunu el-Kevseri mücessim olan dariminin, halinin ne kadar kötü olduğunu bildirmek için ”Makâlâtu’l-Kevseri“ isimli kitabında ondan nakletmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;b&gt;وفي كتاب رد الدارمي على بشر المريسي ص/ 54 يقول المؤلف: " معنى ( لا يزول ) لا يفنى و لا يبيد ، لا أنه لا يتحرك و لا يزول من مكان إلى مكان"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Darimi “Raddu’d-dârimî alâ bişr el-Merîsî“ (dariminin bişr el-Merîsîye karşı reddiyesi) isimli kitabının 54. sayfasında Allâh hakkında şöyle demiştir: “ O (Allâh) fani olmaz ve yok olmaz sözü, O (Allâh) hareket etmiyor ve bir mekandan bir başka mekana geçmiyor anlamına gelmiyor demek değildir.“&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani bu mücessim açıkca Allâh’ın hareket ettiğini ve bir mekandan bir başka mekana geçtiğini kabul ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;b&gt;و يقول في ص/ 54:" فإن أمارة ما بين الحي و الميت التحرك و ما لا يتحرك فهو ميت لا يوصف بحياة كما وصف الله الأصنام الميتة"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Yine aynı kitabının 54. sayfasında darimi şöyle demiştir:&lt;br /&gt;“Muhakkak ki diri ve ölü olmak arasındaki alamet hareket etmektir, hareket etmeyen şey ise ölüdür, Allâh’ın ölü putları vasıflandırdığı gibi böylesi (hareket etmeyen varlık) bir hayatla vasıflanmaz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;b&gt;و يقول الدارمي في ص/ 55:" فالله الحي القيوم الباسط يتحرك إذا شاء"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Yine darimi aynı kitabının 55. sayfasında şöyle demiştir: “El-Hayy, El-Kayyum ve El-Basit olan Allâh dilerse hareket eder.“&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;b&gt;و يقول الدارمي في ص/ 55: "إن الله إذا نـزل أو تحرك"&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Yine aynı kitabının 55. sayfasında darimi şöyle demiştir: “Muhakkak ki Allâh indiğinde veya hareket ettiğinde…“[2] (Nüzûl hadisi ile ilgili olan önemli dipnota bakınız)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni teymiyenin bu konudaki sözlerini de hemen buraya aktaralım ki karşılaştırmayı kendiniz yapasınız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni teymiye, “Muvafakatu sarihi’l-ma’kul li sahihi’l-menkul” diye adlandırılan kitabının 2. cildinin 26. sayfasında şöyle demiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“...Çünkü Hayy ve Kayyum (yani Allâh), dilediğini yapar, dilerse hareket eder, dilerse (yükseklikten aşağıya doğru) iner ve (aşağıdan yukarıya doğru) yükselir ve dilerse kalkar ve oturur. Çünkü diri ve ölü olmak arasındaki alamet hareket etmektir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece ibni teymiyenin kimlerin yolunu izlediği, güneş ışınlarının açıkca görüldüğü gibi nettir, ortadadır. Bütün bunlara rağmen ibni teymiyeyi savunmak adına hayır o müseccim değildir diyen kişi yalan söylüyor ve aklına karşı çıkmış oluyor yani aklını ihlal ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözkonusu dariminin kim olduğunu hatırlatmak için veya onu bilmeyenlere tanıtmak için bakalım ki Muhammed Zahit el-Kevseri meşhur “Makâlat” kitabında ne diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El-Kevseri, “Makâlâtu’l-Kevseri” [3] isimli eserinde, mücessim olan darimi ile Hadis ehlinden olan Darimî’nin karıştırılmaması için şöyle demektedir: “Bu darimi (mücessim olan darimi), hicri 282 senesinde vefat eden Osman ibnu Saîd es-Siczî’dir. “Sunen” sahibi imam Darimîye gelince o, hicri 255 senesinde vefat eden Abdullâh ibnu Abdurrahmân’dır, ki o Muslim’in hocalarındandır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca el-Kevseri aynı eserinde [4] tecsim inancına kail olmak (Allâh’ın cisim olduğunu söylemek) hakkında bu durumun, Usuluddîn imamlarına (Dinin temel inançları ile ilgili hususlarda ihtisas sahibi olan alimlere) göre hafif bir şey olmadığına dikkat çekmektedir. Ayrıca imam Nevevinin “Şerhu’l-muhezzeb” kitabında mücessimeyi kesinlikle tekfir ettiğini, “Cami’u ahkâmi’l-Kur’an” kitabının sahibi olan el-Kurtubînin “Tizkâr” isimli eserinde “Doğrusu, onların (mücessime’nin) tekfir edildiklerini söylemektir, çünkü onlarla putlar ile suretlere (şekilli olarak hayal edilen şeylere) tapanlar arasında bir fark yoktur.” dediğini bildirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca el-Kevseri, imam Ebu Mansur AbdulKâhir el-Bağdâdî’nin de “El-Esmâu ves-Sifât” isimli eserinde şöyle dediğini nakleder:&lt;br /&gt;“Muhakkak ki Eş’ari ve mutekellimûn’un (kelam alimlerinin) en çoğu, bidatı küfür olan veya bidatı küfre sürükleyen her bidatçının tekfir edildiğine kail olmuşlardır, mabudunun sureti (şekli) olduğunu, sınırı ve nihayeti olduğunu veya O’nun hakkında hareketin ve durgunluğun mümkün olduğunu iddia edenler gibi. Akıl sahibi hiç bir kimse için, Horasanın mücessime’sini, “Allâh, altından sınırı ve nihayeti olan bir cisimdir ve arşına temas etmiş haldedir” dedikleri için tekfir etmesi hususunda bir sorun yoktur.” El-Kevserinin sözü burada sona ermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mücessimenin kafir olduklarına dair daha birçok deliller vardır. Biz bir kısmını belirtmekle yetinelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Şafiî, mücessimeyi tekfir etmiştir. Bunu Suyutî, “El-Eşbâhu ve’n-Nezâir” isimli eserinde ondan nakletmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmam Ahmed bin Hanbel şöyle demiştir: “Kim ki, ‘Allâh cisimdir diğer cisimler gibi değildir’ derse o kafirdir.” Bunu hanbeli alimlerden olan “El-Hisâl” kitabının sahibi ondan nakletmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanefi mezhepli olan Kemal ibnu’l Humâm “Fethu’l-Kadir” isimli eserinın “İmamların sıfatları” bölümünde şöyle demiştir: “Kim ki Allâh cisimdir diğer cisimler gibi değildir derse o kafirdir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani imam Ahmed’in aynı sözünü kendisini de söylemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El-Kurtubi  “Tizkâr” isimli eserinde, “Mücessim putperesttir” demiştir.[5]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bu delillere rağmen ibni teymiyeyi hala savunmaya kalkan kimselere dua etmekten başka yapılacak yoktur. Hidayet Allâh’tandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Bu sözü, Muhammed Zahit el-Kevseri ondan nakletmektedir. El-Kevseri gibi el yazma eserlerine vakif olan bir zatın bu özelliği, göz ardı edilmemelidir.&lt;br /&gt;Makalâtu’l Kevserî, s. 217, Daru’s-selâm baskısı, Mısır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[2]Nüzûl hadis-i ile ilgili bazı önemli mülahazalar (dikkate alınması gereken önemli hususlar):&lt;br /&gt;Bazı hadis-i şeriflerde Allâh’a atfedilen nüzûl (inme) kelimesi zahiri manasına göre alınamaz yani o geçen nüzûlün bizzat Allâh’ın, zatıyla yukarıdan aşağıya indiği anlamına geldiği kabul edilemez, çünkü Allâh cisim değildir, mekan ve yönden münezzehtir. Ayrıca bizzat Allâh’ın, zatıyla dünyanın semasına indiğini kabul etmek akla da ters gelir. Sözkonusu olan nüzûl hadisi, meleklerin inmeleri manasında veya Allâh’ın rahmetinin inmesi manasında anlaşılmalıdır. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzûl, haşa Allâh’ın bizzat zatıyla dünyanın semasına indiği anlamına geldiği kabul edilecek olursa o zaman haşa “Allâh’ın inmekten başka yapmadığı” inancı ortaya çıkar. Çünkü hadis-i şerifte geçen nüzûlün gecenin son üçte bir bölümden itibaren sabaha kadar olduğu geçmektedir. Gece ve gündüz vaktinin dünyanın her ülkesinde bir olmadığı herkes tarafından malumdur. Bu hadis-i ise dünyanın her bölgesi için geçerlidir. Yani inen o melekler her bölgeye, o belirli vakitlerde inmektedirler.&lt;br /&gt;Bu nüzûl hadisinde geçen nüzûldan meleklerin indiği bir başka hadisten anlaşılır. Öyle ki bir başka hadis-i şerifte: “Yunzilu Rebbuna ...” diye geçmektedir yani mealen: “Rabbimiz indirir..” diye geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadis hafızı el-Irâkî, hadis-i şeriflerin hangi şekilde en hayırlı bir şekilde tefsir edileceği hususunda şöyle demiştir: ”Ve hayru mâ fessertehû bi’l-varidi” Yani, “Hadis için yapabileceğin tefsirin en hayırlısı varit olanladır (geçen bir başka hadisledir).”&lt;br /&gt;Şurası iyi bilnmesi gerekir ki Allâh’ın haşa bizzat yukarıdan aşağıya indiğine inanmak küfürdür. Dolayısıyla bu inanca sahip olan bir kimsenin küfür olan bir inanca saplandığının bilincinde olarak, kelime-i şehadeti getirerek İslâm’a geri dönmesi lazım gelir.&lt;br /&gt;[3] Muhammed Zahit el-Kevseri, Makalâtu’l Kevserî, s. 221, Daru’s-selâm baskısı, Mısır&lt;br /&gt;[4] Muhammed Zahit el-Kevseri, Makalâtu’l Kevserî, s. 243, Daru’s-selâm baskısı, Mısır&lt;br /&gt;[5] Bu sözü, Muhammed Zahit el-Kevseri ondan nakletmektedir. Makalâtu’l Kevserî, s. 222, Daru’s-selâm baskısı, Mısır&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-7631937600761699342?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/7631937600761699342/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=7631937600761699342' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/7631937600761699342'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/7631937600761699342'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/ibni-teymiyenin-allha-hareketi-isnat.html' title='İbni teymiyenin Allâh&apos;a hareketi isnat etmesi ve alimlerin buna karşı cevapları'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-5874921328241982582</id><published>2008-06-09T14:16:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:16:38.463+03:00</updated><title type='text'>İmam Ebu Hanife'nin sözünün doğru açıklaması</title><content type='html'>&lt;div id="post_message_11894"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İmam Ebu Hanife (radıyallâhu anhu) 'Fıkh'ul-ebsat' isimli eserinde şöyle demiştir (1): "Kim 'Rabbim gökte midir yoksa yerde midir bilmem' derse o küfre girmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Vehhabiler İmam Ebu Hanifenin sözünün manasını çarpıtarak bizzat Allâh'ın gökte olduğuna inandığını ve bu inancı kabul etmeyen kimseyi tekfir ettiğini iddia etmişlerdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Halbuki İmam Ebu Hanifenin, bu sözüyle Allâh'a mekan isnat etmenin küfür olduğunu demek istediği başka alimlerin açıklamalarından anlaşılır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;İzz ibn Abdusselâm (h. 660) "Hillu'r-rumuz" isimli eserinde bu doğrultuda mutabakat göstererek şöyle demiştir:"Çünkü bu söz ('Rabbim gökte midir yoksa yerde midir bilmem' sözü) Hakkın (Allâh'ın) bir mekanı olduğu izlenimini verir. Hakkın bir mekanı olduğunu kuruntu eden kimse ise müşebbih'tir (Allâh'ı yarattığı şeylere benzetendir)" &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Molla Aliyyu'lkari el-hanefi bunu uygun bularak şöyle demiştir(2): "İbn Abusselâm'ın en celil ve en sika (güvenilir) olan alimlerden olduğu hususunda şüphe yoktur. Dolayısıyla onun nakline itimat etmek vaciptir. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;Ayrıca İmam Ebu Hanifenin beş risalesini açıklamış olan allame Kemaleddîn el-Beyadî (h.1097) İmam Ebu Hanifenin şu sözünü açıklarken (3): “…Dolayısıyla o (İmam Ebu Hanife) şöyle demiştir: “Kim ’Rabbim gökte midir yoksa yerde midir bilmem’ derse kafirdir“ Çünkü bu kimse Barî’nin (Allâh’ın) bir yönde bulunma ve yer kaplama özelliği olduğuna kaildir. Bir yönde olma ve yer kaplama özelliği olan herkes zorunlu olarak muhtaçtır ve muhdestir (varlığa getirilmiştir). Dolayısıyla bu söz Hak Teâlâ hakkında noksanlık içermektedir…“ &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(1) Muhammed Zahit el-Kevseri tahkikiyle, Mecmuatu resail Ebî Hanife s.12&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(2) Fıkh-ı ekber şerhi, s.197&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Times New Roman;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(3) İşârâtu’l-merâm, s. 200&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-5874921328241982582?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/5874921328241982582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=5874921328241982582' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/5874921328241982582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/5874921328241982582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/imam-ebu-hanifenin-sznn-doru-aklamas.html' title='İmam Ebu Hanife&apos;nin sözünün doğru açıklaması'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-1754533221311358195</id><published>2008-06-09T14:15:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:15:47.021+03:00</updated><title type='text'>Müteşabihâtta (müteşabih olan ayet ve hadislerde) Allâh hakkında geçen çok anlamlı kelimelerin tercümesi hakkında dikkate değer bir fetva</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;b&gt;Hadis hafızı, muhaddis, fakîh ve usulcü olan büyük alimlerden birisi müteşâbihâtta (müteşabih olan ayet ve hadislerde) Allâh hakkında geçen çok anlamlı kelimelerin tercüme edilmesi hakkında anlam olarak dikkate değer şu fetvayı vermiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Müteşâbih olan nasslarda Allâh hakkında geçen o kelimelerden (çok anlamlı olan o kelimelerden) hangisi bir başka dile tercüme edildiğinde, kullanılacak kelime (türkçe olsun veya başka bir dil olsun) arapçadaki gibi çok anlamlı ise ve o anlamlardan Allâh’a yakışanı da varsa o zaman o kelime, o dile (arapçadaki gibi birçok anlamları olan kelimenin bulunduğu dile) tercüme edilebilir. Ancak o kelimelerden hangisi bir başka dile tercüme edildiğinde, arapçadaki gibi çok anlamlı değilse yani tercüme edildiği taktirde Allâh’a yakışan bir mana içermiyorsa, sadece Allâh’a yakışmayan manaları içeriyorsa o zaman tercüme edilemez, caiz değildir.”&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-1754533221311358195?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/1754533221311358195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=1754533221311358195' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1754533221311358195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1754533221311358195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/mteabihtta-mteabih-olan-ayet-ve.html' title='Müteşabihâtta (müteşabih olan ayet ve hadislerde) Allâh hakkında geçen çok anlamlı kelimelerin tercümesi hakkında dikkate değer bir fetva'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-1353648150799019312</id><published>2008-06-09T14:14:00.002+03:00</published><updated>2008-10-29T17:39:08.919+02:00</updated><title type='text'>Geçmiş zamanın Mekke-i Mükerreme müftüsü İbni Humeyd en-Necdî kitabında vehhabiliği kötü yanlarıyla tanıtıyor</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Vehhabililği kuran Muhammed bin AbdulVehhâb’ın nasıl birisi olduğunu bir de hemşehrisi olan hicri 1295 yılında vefat etmiş Mekke-i Mükerreme müftüsü İbni Humeyd en-Necdî el-Hanbelî’den öğrenelim ki o erkek ve kadın olmak üzere alim olan hanbelileri kitabında serd etmiştir ve dikkate değer önemli tespitlerde bulunmuştur. Böylece Muhammed bin Abdulvehhab’ı savunup da onun aleyhinde söylenen sözlerin iftira olduğunu iddia edenlerin yalan söyledikleri net bir şekilde belli olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbni Humeyd en-Necdî “Essuhubu’l-Vabile alâ darâihi’l hanabile” isimli kitabının (Mektebu’l-İmam Ahmed yayınevinin 1989 tarihli baskısı itibariyle) 275-276. sayfalarında önemli bilgilere yer vererek Muhammed bin AbdulVehhâb’ın babası olan Abdulvehhab hakkında övücü ifadelerde bulunuyor. Fakat onun oğlu (Muhammed bin AbdulVehhâb) hakkında bilgi vermeye geçerken onunla babası arasında bir ayrılık olduğundan bahs ediyor ve Muhammed bin AbdulVehhâb’ın davetinin şerrinin dört bir yana yayıldığını ve bu davetinin, babasının ölümünden sonra ortaya çıktığına dikkat çekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mekke-i Mükerreme müftüsü İbni Humeyd bu konuya değinerek şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kendisiyle karşılaştığım bazıları bana haber verdi ki ilim ehlinden bazıları, şeyh AbdulVehhâb ile çağdaş olan kimselerden nakletmişlerdir ki şeyh AbdulVehhâb evladı olan Muhammede karşı, geçmişleri ve kaldığı yöndeki insanlar gibi ilim ile meşgul olmaya razı olmadığı için kızgın idi ve onun hakkında feraset yoluyla onda bir durumun meydana geleceğini söylerdi. Dolayısıyla insanlara derdi ki: ‘Sizin Muhammedden göreceğiniz öyle şer olacak ki!’ Allâh da olan şeylerin olacağını takdir etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı şekilde onun oğlu olan (AbdulVehhâb’ın oğlu) Süleyman da kardeşi olan şeyh Muhammede daveti hususunda karşı çıkıp ona karşı ayetler ve eserler ile iyi bir reddiyede bulunmuştur. Zira kendisine reddiyede bulununan Muhammed, bu iki kaynak dışında kalanları kabul etmezdi ve kim olursa olsun ne mütekaddim olan (geçmiş klasik olan alim) ne de müteahhir olan (sonraki gelen alim) hiç bir alimin sözüne de aldırmazdı şeyh Takiyyuddin ibni Teymiye ve öğrencisi ibni’l Kayyim el-Cevziyye müstesna. Dolayısıyla bu iksinin sözlerini tevili mümkün olmayan bir nassmışcasına kabul ederek bu ikisin sözleri anlaşılmayacak üzere olsa da onlarla insaların üzerine atılırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şeyh Süleyman kardeşine karşı olan reddiyesine “Faslu’l-hitâb fir-raddi alâ Muhammed ibni AbdulVehhâb” adını vermiştir. Allâh Süleymanı, onun -yani kardeşi olan Muhammed bin AbdulVehhâb’ın- şerrinden ve tuzağından selamette kılmıştır ortalığı korkutan o korkunç saldırılara rağmen. Öyle ki bir kimse Muhammede karşı tavır alıp reddiyede bulunsaydı ve Muhammedin de onu aşıkar olarak katletmeye gücü yetmeseydi ona suikast yapılması için geceleyin yatağında veya çarşıda öldürecek birilerini gönderirdi &lt;u&gt;kendisine muhalefet edenleri tekfir etmesi ve onların katlini helal kılmasından dolayı&lt;/u&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca denildi ki bir beldede bulunan bir deli vardı ve adetindendir ki kendisiyle yüzleşen kimseye silahla da olsa vurar (saldırır). Dolayısıyla Muhammed ona bir kılıcın verilmesini ve kardeşi şeyh Süleymanın yanına Camide yalnızken girmesinin sağlanmasını emretmiştir. Bunun üzerine delinin Camiye girmesi sağlanmıştır. Böylece şeyh Süleyman onu gördüğünde ondan korktu deli ise kılıcı elinden attı ve şöyle söyler oldu: ‘Ey Muhammed korkma sen emniyet altına alınanlardansın.’ Şüphe yoktur ki bu kerametlerdendir. Zikrolunan Süleymanın arkasında da erdemli, takva sahibi ve neciblerden olan zamanında son derece vera sahibi olan öyle ki hakkında asrın en vera sahibi olduğu söylenen AbdulAziz vardı...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu hakkında oldukça önemli bilgilerin yer aldığı arapça olarak yazılmış kitabı kendi gözleriyle görüp okumak isteyenler, kitabı tam şekliyle şu linkten indirip yukardaki yazıda belirtilmiş sayfalara bakarak okuyabilirler:&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://s166728140.onlinehome.us/books/02/0176.rar" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-family:Palatino Linotype;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Simplified Arabic;"&gt;&lt;span style="color:#800000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Simplified Arabic;"&gt;&lt;span style="color:#800000;"&gt;&lt;a href="http://www.muslems.net/vb/uploaded/1731_1222915027.rar" target="_blank"&gt;http://www.muslems.net/vb/uploaded/1731_1222915027.rar&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-1353648150799019312?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/1353648150799019312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=1353648150799019312' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1353648150799019312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1353648150799019312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/gemi-zamann-mekke-i-mkerreme-mfts-ibni.html' title='Geçmiş zamanın Mekke-i Mükerreme müftüsü İbni Humeyd en-Necdî kitabında vehhabiliği kötü yanlarıyla tanıtıyor'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-588704052603864128</id><published>2008-06-09T14:13:00.001+03:00</published><updated>2008-06-09T14:13:42.924+03:00</updated><title type='text'>Allâh'ın kesinlikle kainatın içinde veya dışında olmaktan münezzeh olduğuna dair muteber alimlerden nakiller</title><content type='html'>&lt;div style="color: rgb(0, 0, 0);" id="post_message_12268"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Muhaddis, fakîh ve şâfiî olan imam Ebu Mansûr el-Bağdâdî[1] “Tefsiru’l Esmâi ve’s-Sifât” isimli kitabında[2] şöyle demiştir: “Dostlarımız O’nun (Allâh’ın) bir mekanda veya her mekanda olduğunu söylemenin imkansızlığına dair icma da etmişlerdir (sözbirliği içinde olmuşlardır). Ayrıca O’nun hiç bir yönden (her hangi bir şeye) temas etmesini ve karşı karşıya gelmesini mümkün olarak kabul etmemişlerdir. Ancak bu hususta ifadeleri &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;(aynı manaya gelecek şekilde)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; farklılık arzetmiştir. Dolayısıyla Ebu’l Hasen el-Eşâri şöyle demiştir: ‘Muhakkak ki Allâh Azze ve Celle için bir mekanda olduğu söylenemez, kainattan ayrık olduğu da söylenemez, kainatın içinde olduğu da söylenemez. Çünkü Allâh’ın kainatın içinde olduğunu söylememiz (söyleyecek olursak bu söz), O’nun sınırlı (ölçülü) ve mütenâhi (başlayan ve sona eren bir ölçüsü) olmasını gerektirir. Allâh’ın kainattan ayrık olduğunu ve onun dışında olduğunu söylememiz de O’nunla kainat arasında bir mesafenin bulunmasını gerektirir, ki mesafe mekandır. Allâh’ın her hangi bir mekana hiç bir yönden temas etmediğini belirtmişizdir.’” Burada sözü sona ermiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu değerli bilgilerin paylaşımı, el yazma eserlerine vakıf olan allame, muhakkik üstad el-Hararî'nin , ibni teymiyenin dalaletlerini delilleriyle ortya koyduğu "Makâlatu's-Sunniyyeti fi keşfi dalâlâti Ahmed ibni teymiye" isimli kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;H&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;anefilerin büyük bir âlimi ve lügatçilerin sonuncusu olan İmam hadis hafızı Murteza ez-Zebidi, "İhyâ-i ulumeddin" kitabını şerh ettiği “İthaf es-Sâdeti'l Muttekîn” adlı kitabında şöyle demiştir: “Allâh Teâlâ, bir halden başka bir hale değişmekten veyahut bir yerden bir yere geçmekten münezzehtir. Bu âlemin içinde veya dışında bulunmaktan da münezzehtir. Bir şeyle yapışık veya bir şeyden ayrık olmaktan da münezzehtir.” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine büyük Hanefi âlimlerinden olan İmam Allame Muhaddis Ebu'l Mehâsin el-Kavukci “El-İtimad Fi'l İtikad” adlı kitabında şöyle demiştir: “Allâh, yönlerden ve cisim olmaktan münezzehtir. O’nun hakkında, (haşa)"Sağı, solu, arkası, önü vardır, Arş’ın üstünde, altında, sağında, solunda bulunmaktadır, Âlemin içinde veya dışındadır." demek caiz değildir. (Haşa) "O’nun yerini O’ndan başka kimse bilemez" de denilemez. Ve her kim “Bilmiyorum Allâh gökte midir, yerde midir?" der ise küfre düşer. Çünkü bu iki yerden birini, Allâh’a mekân olarak nispet etmiş olur.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;  &lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] İbni Hacer, imam Ebu Masur el-Bağdâdîyi:”Dostlarımızın -yani şafiîlerin- imamı olan büyük imam” diye nitelendirmiştir ve bu imam, Beyhakinin de bizzat hocalarından birisidir&lt;br /&gt;  [2] Tefsiru’l Esmâi ve’s-Sifât,&lt;br /&gt;  el yazması, s. 151, Türkiye-Ankara&lt;br /&gt;  Raşid Efendi no: 497&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bilgileri arapça olarak okumak isteyenler için:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt; &lt;div align="right"&gt;  &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;قال الإمام أبو منصور المحدث الفقيه الشافعي البغدادي الذي وصفه ابن حجر بأنه الإمام الكبير إمام أصحابنا أي الشافعية وهو من جملة مشايخ البيهقي:&lt;/span&gt;[1]&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;"وأجمع أصحابنا على إحالة القول بأنه في مكان أو في كل مكان، ولم يجيزوا عليه مماسة ولا ملاقاة بوجه من الوجوه، ولكن اختلفت عبارتهم في ذالك فقال أبو الحسن الأشعري: إن الله عز وجل لايجوز أن يقال إنه في مكان ولا يقال إنه مباين للعالم ولا إنه في جوف العالم لأن قولنا إنه في العالم يقتضي أن يكون محدودا متناهيا، وقولنا إنه مباين له وخارج عنه يقتضي أن يكون بينه وبين العالم مسافة والمسافة مكان، وقد أطلقنا القول بأنه غير مماس لمكان" ا.هـ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;      &lt;span style="font-size:130%;"&gt;[1]&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt; تفسير الأسماء والصفات (ص&lt;/span&gt;/&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;151) مخطوط&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;   &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt; راشد أفندي 497 &lt;/span&gt;&lt;b&gt;-&lt;/b&gt; &lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt; تركيا&lt;/span&gt; /&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:&amp;amp;quot;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;أنقرة&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;   &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-588704052603864128?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/588704052603864128/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=588704052603864128' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/588704052603864128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/588704052603864128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/allhn-kesinlikle-kainatn-iinde-veya.html' title='Allâh&apos;ın kesinlikle kainatın içinde veya dışında olmaktan münezzeh olduğuna dair muteber alimlerden nakiller'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-3265811264138155796</id><published>2008-06-09T14:00:00.006+03:00</published><updated>2008-06-09T14:10:02.416+03:00</updated><title type='text'>Dr. Cevat Akşite karşı önemli bir reddiye</title><content type='html'>&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Dr. Cevat Akşitin Ehl-i Sünnet itikadına aykırı düşen birçok sözü vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlara bazı örnekler verilecek olursa Allâh hakkında konuştuğunda edepsizce takındığı tavrıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Kıyamet gününde Peygamber Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) mahşer gününde bütün insanları mahşer sıkıntısından kurtaracağını iddia ediyor hatta kendisine sövenleri, "Maymundan türedik" diyenleri ve ateistleri dahi mahşer sıkıntısından kurtaracağını iddia ediyor. Verdiği kayıtlı sohbetinin birinci dakikasından sonra bunları net bir şekilde ifade ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysaki gayr-i müminlere (mümin olmayanlara, imansızlara) İslâm inancına göre (ki bunu ayetler ve hadisler açıkca ifade eder) ölümden sonra rahatlık yoktur, sadece azap vardır onlara. Kabirde de ahirette de onlar asla rahat etmeyeceklerdir. Dolayısıyla bu kişi, ilgili olan âyetleri ve hadisleri reddetmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoca diye geçinen bu kişiye nasihat edebilenler nasihat etmelidirler. Kendi durumu ve de kendisini izleyenleri sürüklediği durumlar çok vahimdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;Bu olaydan alıncak bir ders de şudur ki hoca diye geçinen insanlardaki "Dr." gibi ünvana aldanılmamalıdır. Yani kimin güvenilir olup olmadığı alimlere danışılarak öğrenilmelidir. TV'de çıkan her önüne gelen kişi dinlenmemel&lt;/b&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;idir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bahiskonusu olan sözlerini duymak isterseniz youtube sitesinin arama kısmına&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DR CEVAT AKŞİT HOCA &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:arial;" &gt;yazın, böylece &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:arial;" &gt;ilgili video görüntüsüne ulaşabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-3265811264138155796?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/3265811264138155796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=3265811264138155796' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/3265811264138155796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/3265811264138155796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/06/dr-cevat-akite-kar-nemli-bir-reddiye_4974.html' title='Dr. Cevat Akşite karşı önemli bir reddiye'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-1474309344872961324</id><published>2008-04-29T03:42:00.003+03:00</published><updated>2008-07-17T02:52:27.993+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='vehhabiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='istiva'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akide'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ehl-i Sünnet itikadı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğru itikat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='itikat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ehl-i Sünnet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beyhaki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='arş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sıfatlar'/><title type='text'>Allâh'ın arşın üstünde olmadığına dair ve mekandan münezzeh olduğuna dair bir hadis ve hadis hafızı imam Beyhakî'nin bu yöndeki açıklaması</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-size:130%;" &gt;&lt;span style="color:black;"&gt;قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: "اللهم أنت الأول فليس قبلك شىء، وأنت الآخر فليس بعدك شىء، وأنت الظاهر فليس فوقك شىء&lt;u&gt;، وأنت الباطن فليس دونك شىء&lt;/u&gt;" رواه مسلم.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: arial;font-size:130%;" &gt; &lt;/span&gt;   &lt;span style="font-size:130%;"&gt; &lt;span style="font-family:arial;"&gt; Allâh’ın Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) mealen şöyle buyurmuştur: “Yâ Allâh … sen Ez-Zâhir’sin, ki senin üstünde bir şey yoktur. Sen El-Batın’sın, ki &lt;u&gt;senin altında bir şey yoktur.&lt;/u&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Bunu Muslim rivayet etmiştir.&lt;/span&gt;  &lt;/span&gt;      &lt;div style="font-family: arial;" align="right"&gt;     &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="color:black;"&gt;قال الإمام الحافظ البيهقي في الأسماء والصفات (2/144) ما نصه: (واستدل بعض أصحابنا في نفي المكان عنه ـ أي عن الله ـ بقول النبيّ عليه الصلاة والسلام: "أنت الظاهر فليس فوقك شىء، وأنت الباطن فليس دونك شىء" وإذا لم يكن فوقه شىء ولا دونه شىء لم يكن في مكان) .اهـ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  &lt;/div&gt; &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt; Hadis hafızı imam Beyhakî, “El-Esmâu ve’s-Sifât“ (2. cilt/s.144) isimli eserinde şöyle demiştir: “Dostlarımızdan bir kısmı mekanın O’ndan (Allâh’tan) menfi olduğu hususunda (mekanı olmadığı hususunda) Peygamberin (aleyissalâtu vesselâm): “Sen Ez-Zâhir’sin, ki senin üstünde bir şey yoktur. Sen El-Batın’sin, ki &lt;u&gt;senin altında bir şey yoktur.&lt;/u&gt;“ mealindeki sözünü delil göstermişlerdir. O’nun üstünde de altında da hiç bir şey bulumadığına göre bir mekanda olmaz.“ Bu hadis, Yüce Allâh’ın bir yönde bulunduğunu söyleyenlerin iddiasını da çürütmektedir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-1474309344872961324?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/1474309344872961324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=1474309344872961324' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1474309344872961324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1474309344872961324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/04/allhn-arn-stnde-olmadna-dair-ve_29.html' title='Allâh&apos;ın arşın üstünde olmadığına dair ve mekandan münezzeh olduğuna dair bir hadis ve hadis hafızı imam Beyhakî&apos;nin bu yöndeki açıklaması'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-1961340000104742396</id><published>2008-04-29T03:35:00.002+03:00</published><updated>2008-04-29T03:41:47.194+03:00</updated><title type='text'>Müteşâbih olan ayetler hakkında İbn Battâl'ın bir sözü ve “Fethu’l Bâri alâ sahihi’l Buhârî” kitabı hakkında bazı mülahazalar</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Şurası iyi bilinmelidir ki Müteşâbih olan ayetleri, zahirleri (zahiren kuruntu ettiren manaları) haricinde kalan bir mana ile anlamak gerekir ve bu tür ayetleri zahirlerine göre almak caiz değildir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Sahih-i Buhari üzerine şerh yazanların en önlerinde gelenlerinden birisi olan İbn Battâl [1] Müteşâbih olan ayetler hakkında şöyle demiştir: “Müteşâbih olan ayetleri, zahirlerinden başka bir manaya çekmek (başka bir manada anlamak) vaciptir ve onları zahirlerine göre almak caiz değildir.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;[1] İbn Battâl, sahih-i Buhari üzerine yazılmış şerhler arasında meşhur olan “Fethu’l Bâri alâ sahihi’l Buhârî” kitabının yazarı olan İbni Hacer el-Askâlânî’den önce gelmiştir. Hatta &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;İbni  Hacer el-Askâlânî yaptığı şerhinde ondan nakillerde de bulunmuştur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;&lt;br /&gt;“Fethu’l Bâri alâ sahihi’l Buhârî” kitabı hakkında bazı mülahazalar:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Piyasadaki “Fethu’l Bâri alâ sahihi’l Buhârî” adı altında matbu (basılmış) olan arabî nüshada, kitabın el yazması olan asıl nüshasıyla uyuşmayan taraflarına rastlanmıştır. Dolayısıyla bu matbu olan nüsha doğrultusunda “Fethu’l Bâri alâ sahihi’l Buhârî” kitabının ciltlerinden bir kısmı türkçeye çevirildiği için bu hususa dikkat etmelidir, yani içinde asıl olan el yazması nüshasıyla uyuşmayan hatalara dikkat etmek gerekir. Edinilen bilgilere göre bu hususları tespit eden zatın, el yazması eserlerine vakıf olan muhaddis, allame ve tahkik edici Abdullâh el-Hararî Hocaefendi olduğu bilinmektedir. Kendisi daha önce Süriyede ikamet ediyorken çokca talebeler ve alimler yetiştirip birçok insana “Fethu’l Bâri alâ sahihi’l Buhârî” kitabını bizzat açıklamıştır. Dolayısıyla bu hususla ilgilenenlerin bu zatın önemli tespitlerinden haberdar olmaları gerekir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-1961340000104742396?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/1961340000104742396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=1961340000104742396' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1961340000104742396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/1961340000104742396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/04/mtebih-olan-ayetler-hakknda-ibn-battln.html' title='Müteşâbih olan ayetler hakkında İbn Battâl&apos;ın bir sözü ve “Fethu’l Bâri alâ sahihi’l Buhârî” kitabı hakkında bazı mülahazalar'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-2723624566242860505</id><published>2008-04-29T03:28:00.004+03:00</published><updated>2008-07-30T01:44:29.563+03:00</updated><title type='text'>İman üzere ölmenin kolay olmadığına dair</title><content type='html'>&lt;div  style="color: rgb(0, 0, 0);font-family:arial;" id="post_message_8232"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Alemlerin Rabbi olan Allâh'a hamd, resüllerin en şereflisi olan Mu&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;ammede salât ve selâm olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hicri 6. asırda yaşamak suretiyle takriben h. 508 yılında doğup h. 597 yılında vefat etmiş olan hanbeli alimi imam İbnu’l Cevzi “Telbisu iblis” isimli kitabında çok dikkat çekici ve ibret verici bir söz söylerek şöyle demiştir: “Melekler bir müminin iman üzerinde öldüklerini görürlerse selamette kaldığı için (küfürden uzak kalabildiği için) taaccüp ederler (hayrette kalırlar)”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hicri 6. asırda yaşamış olan İbnu’l Cevzi’nin zamanının üzerinden 8 asır geçmiş olup 9. asra girmiş bulunuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;8 buçuk ila 9 asır öncesi bir zamanda yaşamış olan bir zatın, iman üzerinde ölen bir kimse için meleklerin taaccüp ettiğini bildirmesinden, bu zamandaki durumların daha kötü olduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şam diyarının bir önceki muhaddisi olan şeyh Bedruddin el-Hasenî (radıyallâhu anh): “Melekler bu zamanda iman üzerinde ölen kimseler için taaccüp ederler” sözünü çok söylerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Peygamber Efendimiz Aleyhisselam bir hadis-i şerifinde mealen şöyle buyurmuştur: “Hiç bir gün yoktur ki sonrakisi daha kötü olmasın”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İman üzerinde kalabilmek için imanı bozan şeyleri iyi bilmek gerekir. Çünkü imanı bozan inanışlar, fiiller (işler, eylemler) ve sözler vardır. Yani alimler küfrü üç kısma ayırarak bunların inanışlar, fiiller ve sözler olduklarını belirtmişlerdir. Bu üç kısımdan her biri diğer kısımlar dahil olmaksızın, kendi başına Dinden çıkarır. Yani mesela bir kimse Allâh’ın uzuvları olduğuna, ışık saçan bir nur olduğuna veya mekanı olduğuna inanırsa, bu küfür olan inancını ağzına almasa da yine de Dinden çıkmıştır çünkü küfrün kısımlarından birine düşmüştür. Aynı zamanda bir kimse inanmayarak “Allâh baba” dese, bu da Dinden çıkmıştır, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;çünkü küfrün kısımlarından birine düşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Her alim ve hoca zamanında yayılmış olan küfür sözlerine karşı uyarmak zorundadır. Hatta hutbe verme işini üstlenmiş olan hocaların başta olmak üzere vazifeleri küfürlere karşı uyarmak ve farzları beyan etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hanefi alimlerinden olup meşhur olan “Fetaval-bezzaziyye” kitabını yazan alim, bu kitabında şöyle demiştir:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;“İnsanlara, Yaratan Mevlamız Azze ve Celle’nin sıfatını öğretmek ve Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat’in özelliklerini beyan etmek en önemli işlerdendir. Vaaz vermeye başlayanlar meclislerinde, minberlerinin üzerinde insanlara bunları öğretmelidirler. Allâh Teâlâ şöyle buyurmuştur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;(‏وَذَكِّرْ فَإِنَّ ‏الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;-Ez-Zâriyât suresi, 55. ayet-&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Manası: “Hatırlat muhakkak ki hatırlatma müminlere fayda verir.”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Camiilerde imamlık yapanlar da cemaatlerine namazın şartlarını, İslâm’ın hükümlerini ve hak mezheplerinin özelliklerini öğretmelidirler. Eğer bu imamlar cemaatlerinde bir bidatçinin bulunduğunu öğrenirseler ona yol göstersinler ve eğer o bidatçi kendi bidatine davet edecek olursa o zaman ona mani olsunlar. Buna güçleri yetmeyecek olursa o zaman onun davasını hakimlere kaldırsınlar ki o bidatçi vazgeçmeyecek olursa onu o beldeden sürgüne göndersinler (uzaklaştırsınlar). Alim de bir Kadı’nın (mahkemede kadılık yapanın) veya başka birisinin insanları Ehl-i Sünnet yoluna aykırı bir şeye davet ettiğini öğrenirse veya onda böyle bir durumun bulunduğunu zannediyorsa o zaman insanlara böylesine tabi olmanın ve böylesinden ilim almanın caiz olmadığını öğretmelidir. Çünkü böylesinin hakkı anlatması esnasında avam’ın (havas olmayan alt tabaka’nın) doğru diye inanacağı batıl bir şeyi karıştırması beklenir ki bu durumda o batıl şeyi ortadan kaldırmak zorlaşır.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hadis hafızı ve luğatçilerin sonuncusu olan Murtedâ ez-Zebîdî el-Hanefi “İthâf essâdeti’l-muttekîn bi şer&lt;u&gt;h&lt;/u&gt;i ihyâi ulumeddîn” isimli eserinde şöyle demiştir: “Dört mezhebin imamları küfür olan sözlerin beyanı hakkında risaleler bir araya getirmişlerdir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Molla Ali el-Kârî, imam Ebu Hanifeye (radıyallâhu anh) ait olan “Fıkhu’l-Ekber” risalesini açıklarken: “Küfre düşüren hususları bilmek vaciptir” demiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İmam Nevevi bir eserinde hanefilerin, Dinden çıkaran küfürlerle ilgili hususlara daha çok önem verdiklerine dikkat çekerek şöyle demiştir: “Hanefiler sâdâtı, küfür ile ilgili hususları tatad etmekte (saymakta) bizlerden (biz şafiîlerden) daha çok önem vermişlerdir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Hanefi alimlerinin asıl tutumu bu iken maalesef hanefi diye geçinen çok sayıdaki hocaların bu hususlara değinmedikleri görülmektedir. Oysaki zulümlerin en kötüsü, günahların en büyüğü küfürdür yani Dinden çıkaran şeydir. Yani bir insan, helal kabul etmeyerek bin müslüman öldürecek olsa başka bir insan da küfür işleyerek İslâm Dininden çıkacak olsa, Dinden çıkan bu insanın yaptığı daha beterdir, daha kötüdür, zulmü daha büyüktür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İnsanın Dinden çıkmasına en çok sebep olan şey dil (dille çok konuşmak) olduğu için, dile sahip çıkıp ne konuşulduğuna çok dikkat edilmesi gerekir. Çünkü en çok işlenen günahlar dille işlenmektedir, en çok işlenen küfürler dille işlenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Şu halde diline sahip çıkıp da dikkat ederek az konuşan insan dille işlenen kötülüklerden selamette kalır ve böylece imanına sahip çıkmış olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Allâh’a dua ederken çokca “Yâ Allâh bizlere hüsn-ü hatime’yi (imanlı, hayırlı bir halde ölmeyi) nasip eyle” demek yerinde olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Geçmiş zamanda yaşamış bir müslüman, mübarek Kâbe’nin örtüsüne tutunup çokca: “Yâ Allâh bana hüsn-ü hatime’yi nasip eyle” diye dua ederdi. Böyle dua etmesi bir müslümanın dikkatini çekmiştir ve bu sebeple o müslüman kendisine niçin çokca böyle dua ettiğini sormutur. O insan da cevaben şöyle demiştir: “Benim iki kardeşim vardı ve ikisi de ücret karşılığı beklemeden gönüllü olarak onlarca yıl müezzinlik yapmıştır. Fakat ikisi de ölmeden önce küfre girip kafir olarak ölmüştür”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu iki insanın küfür üzere ölmesine sebep olan durum araştırıldığında ortaya çıktı ki büyük olan bazı günahları yapmaya kesintisiz olarak devam ediyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Günahların uğursuzluğu olduğundan dolayı büyük günahlara girmeye devam eden bir insan için, sonunda küfre girip imansız olarak ölmesi endişe edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mesela namaz kılmamaya devam eden birisi için, sonunda küfre girip imansız olarak ölmesi endişe edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yüce Allâh bizlere, dilimize sahip çıkmayı ve imanımızı korumayı nasip eylesin.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-2723624566242860505?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/2723624566242860505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=2723624566242860505' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2723624566242860505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2723624566242860505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/04/iman-zere-lmenin-kolay-olmadna-dair_29.html' title='İman üzere ölmenin kolay olmadığına dair'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-2274510588905739743</id><published>2008-04-29T02:11:00.000+03:00</published><updated>2008-04-29T02:12:39.521+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sakıncalı söz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sakıncalı sözler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Akait ilmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Elfaz-i küfürler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dinden çıkaran sözler'/><title type='text'>Haşa, "Allâh baba" demek, insanı Dinden çıkaran çok büyük bir hatadır</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: arial;font-size:130%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Müslümanları, bazı insanlar tarafından geçmişte ve zamanımızda hala söylenen küfür (Dinden çıkarıcı şey) içeren "Allâh baba" sözüne karşı uyarmak farzdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söz onlarca yıl önce çevirilmiş bazı türk filimlerinde bazı oyuncular tarafından söylendiği gibi Dini yönden hizmetler sunuyor diye geçinen bazı Televziyon kanallarında da maalesef hala bazı oyuncular tarafından söylenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haşa, "Allâh baba" demek, insanı Dinden çıkaran açık bir sözdür. Bu söz, tevile açık olmayan manası net olan küfür içerikli bir sözdür. Yani bir insan kalkıp da "Ben bu sözü, Allâh gerçekten bir babadır manasında demedim ki, bu sözü sadece bizi rızıklandırıyor manasında dedim" dese de bu, onu kurtarmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El-İhlâs suresinin 3. ayetinde bildirildiği gibi Allâh doğmamıştır ve başkasını da doğurmamıştır, yani Allâh bir şeyden kopan bir parça da değildir, hiç bir şey de Allâh'tan kopmuş değildir. Çünkü Allâh cisim &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;değildir &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;(eni, boyu, kalınlığı, ölçüsü olan iki veya daha çok maddeciklerden oluşan bir şey değildir) .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cisimler ikiye ayrılmaktadır. Biri, latif cisim (elle tutulabilen cisim) diğeri de kesif olan cisim (elle tutulamayan cisim) diye adlandırılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elle tutulabilen kesif cisimler insan, demir, taş ve benzeri şeylerdir. Elle tutulamayan latif cisimler ise ruh, hava, meleğin asıl şekli gibi varlıklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh bu cisimlerden bir kısmını daima hareketli, bir kısmını da daima hareketsiz halde kılmıştır. Daima hareket halinde olan cisimler yıldızlardır. Hatta kutup yıldızı da hareket eder fakat hareketi kendi yakınlığında olmak üzere yavaştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daima hareketsiz halinde olan cisimler ise örneğin arş (Cennetin tavanı olan arş) ve göklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı hallerde hareketli ve bazı hallerde hareketsiz yani durgun olan cisimler ise insanlar melekler, cinler ve benzeri varlıklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla hareket ile hareketsizlik, durgunluk cisimlere mahsus olan sıfatlardan olduğu için kesinlikle Allâh hakkında bu iki sıfatı kullanamayız, caiz değildir. Yani haşâ "Allâh hareket ediyor" sözünü diyemeyiz, "Allâh durgundur" sözünü de diyemeyiz, çünkü bu iki sıfat cisimlere mahsus olan sıfatlardandır ve Allâh'a yakıştırılamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde kim ki haşa "Allâh hareket ediyor" veya "Allâh durgundur" derse bu söz onu Dinden çıkarır. İslâm Dininden çıkan birisi ise erteleme yapmadan hemen kelime-i şehadeti getirmek zorundadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önemli bir hatırlatma:&lt;br /&gt;Bir insan geçmişte işlemiş olduğu küfür (Dinden çıkarıcı) bir meseleyi öğrenip hemen hatırladığında hemen şehadeti getirmesi gerekir, farzdır. Çünkü küfür halindedir ve hemen ondan kurtulması lazım gelir. Eğer bu kişi şehadeti hemen getirmezse, az bir süre için de olsa küfür üzere kalmaya rıza gösterdiği için bir küfre daha düşmüş olur. Dolayısıyla ister kişinin kendi işlediği küfür (Dinden çıkarıcı bir şey) olsun veya başkasının işlediği küfür olsun küfre rıza göstermek alimlerin bildirdiği gibi küfürdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna değinmişken zamanımızda bazı insanlar tarafından düşülen büyük bir hataya değinmek isterim. Düşülen o büyük hata küfre rıza göstermeyi içeren bir hatadır. Bazı insanlar müslüman olmak istediğini söyleyen gayr-i müslim bir kişiye hemen şehadeti getirtmesi gerekiyorken bunu yapmayıp onun müslümanlığa geçmesini erteliyorlar ve böylece Dinden çıkıyorlar, çünkü bunda onun küfür haline rıza vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin bazı insanlar müslüman olmak istediğini söyleyen camiye gelmiş bir yabancı kişiye -Allâh bizleri muhafaza eylesin- diyorlar ki "Sen bir süre bekle, biz önce insanları toplayalım o zaman onların önünde şehadeti getirip müslüman olursun"&lt;br /&gt;İşte bu yanlış gidişat, Dinden çıkaran çok büyük bir hatadır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir duruma da maalesef rastlanıyor:&lt;br /&gt;Dinden az çok bilgilsi olan bazı insanların yanına, başka bir müslüman (örneğin turistlere rehberlik eden bir müslüman) islâm hakkında bilgilendirmek için bazı yabancıları getirdiği zaman, o az çok bilgisi olan insan İslâm'dan bahsettiğinde ve İslâm'ın güzelliklerini anlattığında o yabancıların içi ısınıyor ve hemen oracıkta müslüman olmak istediklerini söylüyorlar.&lt;br /&gt;Fakat bazı cahiller bu durumda ne yapıyorlar? Bazı cahiller müslüman olmak isteyen o yabancılara şehadeti getirtmiyor ve &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;o turist rehberine&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; diyor ki : "Sen onları getirdin o halde sen onları müslüman et de bu hayrı sen kazanasın." İşte bu durumda da başkalarının küfrüne rıza göstermek vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hususla ilgili bazı alimler şöyle bir misal vermişlerdir: Hutbe veren birisi Cuma hutbesi sırasında konuşma yaparken içeriye bir gayr-i muslim gelse ve dese ki: "Hoca ben müslüman olmak istiyorum ne yapmayılım?"&lt;br /&gt;O hutbe veren kişi de dese ki: "Sen otur ben önce hutpemi bitireyim ondan sonra sana  nasıl müslüman olacağını&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; söylerim&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;" işte bu sebeple Dinden çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allâh bizleri ölünceye kadar bütün çeşitleriyle küfürlerden korusun&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-2274510588905739743?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/2274510588905739743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=2274510588905739743' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2274510588905739743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2274510588905739743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/04/haa-allh-baba-demek-insan-dinden-karan.html' title='Haşa, &quot;Allâh baba&quot; demek, insanı Dinden çıkaran çok büyük bir hatadır'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4176242714433600697.post-2603372792970250779</id><published>2008-04-29T01:10:00.000+03:00</published><updated>2008-04-29T01:12:23.202+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İman'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İlm-i kelam'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kuranıkerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kur&apos;an-ı kerim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Akait ilmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kitabullah'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tevhid ilmi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öğrenme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='öğrenim'/><title type='text'>İman ile ilgili hususların Kur'an-ı Kerimden önce öğrenilmesi gerektiğine dair</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: arial;font-size:130%;" &gt;Maalesef öyle bir duruma gelindi ki bir çok insan, Din ilmine nereden başlanılması gerektiğinin farkında değildir. Çocuklar dahil olmak üzere Din ilmini öğrenmeye başlayan herkes önce iman ile alakalı hususları (inancın temellerini, İslâm akaidini) öğrenmelidir sonra diğer hususlara geçilir. Buna dair örnek sahabilerden bazı sözler dikkat çekmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efendimiz Ömer radıyallâhu anhu derdi ki: "Biz imanı Kur'ân'dan önce öğrenirdik."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahabilerden olan Cundub ibnu Abdullâh da şöyle derdi: "Biz ergenlik çağına yakın iken imanı Kur'andan önce öğrendik, Kur'anı öğrendiğimizde de (imanı öğrendikten sonra Kur'anı öğrendiğimizde de) imanımız onunla artmıştır"&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4176242714433600697-2603372792970250779?l=islamihakikatler.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/feeds/2603372792970250779/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4176242714433600697&amp;postID=2603372792970250779' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2603372792970250779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4176242714433600697/posts/default/2603372792970250779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://islamihakikatler.blogspot.com/2008/04/iman-ile-ilgili-hususlarn-kuran.html' title='İman ile ilgili hususların Kur&apos;an-ı Kerimden önce öğrenilmesi gerektiğine dair'/><author><name>Nasûh Araştırmacı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/11842352151293648649</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
